Ayşe GÜNEŞ

SEVGİ EMEKTİR

Ayşe GÜNEŞ

                

Çoğu zaman rastlantısal olarak yaşadığımız bir duyguya sevgi dedik, yanıldık,

Uğrunda hiçbir şey bilmeden bir şeyi sevebileceğimizi zannettik, yanıldık,

Uğruna hiç emek vermeden, ayakta tutmak için çabalamadan bir ilişkiyi ayakta tutabileceğimizi zannettik, ancak yine yanıldık…

 Sevgi sadece bir duygu mudur? Salt bir rastlantı mıdır? Yoksa sevgi emek midir?

Sevgiyi ayakta tutan unsurlar nelerdir? Veyahut bu unsurlar irdelenmeli midir?

Çekilen birçok filme konu olan, üzerine birçok şarkı yazılan ‘‘sevgi’’ insanoğlunun ilk dönemlerinden bu yana yaşayabilen, ve insanlık devam ettikçe de yaşamaya devam edecek olan anlam dolu bir duygudur. Trajik olan kısım ise bu duyguya çoğu zaman gerçek anlamının dışında anlamlar yüklenmiştir. Ve yaşanılan sevgi gerçek sevgi değil hastalıklı sevgi olmaya başlamıştır. Burada yaptığımız en büyük hata bir çaba göstermeden, sevginin rastlantı sonucu elde edilebileceğini düşünmemizdir. İnsanlar bu konuda çok büyük bir yanılgıya düşmektedirler. Günümüz eşler arasındaki ilişkilerde bu sebepten dolayı zarar görmektedir. Eşler, herhangi bir çaba göstermeden, emek vermeden ilişkiyi ayakta tutabileceklerini sanıyorlar ancak maalesef yanılıyorlar. Çünkü bir ilişkiyi ya da bir sevgiyi ayakta tutan; salt sevgi düşüncesi değil, sevginin gereklerinden olan; güven, ilgi ve emektir.

Biz insanlar düşünce dünyamızda çoğu kez yanılgılara düşüyoruz. Çoğu şeyde olduğu gibi sevgi duygusunu anlamlandırmada da yanılabiliyoruz. Bunun sebebine gelince muhakkak başka sebepler de vardır ama benim izlenimlerime göre bir şeye karşı takındığımız tek taraflı bakış açısıdır. Çok yönlü bakmayı maalesef beceremiyoruz.

Bunun yanında insanoğlu kendinde eksik olan bir yönünü sürekli etrafında olan başka bir kişide tamamlama eğilimindedir. Bu hep böyle süregelmiştir. Ancak bu durumda karşıdaki kişiye duyulan gerçek sevgi değil, hedef sadece kendindeki eksikliği onda tamamlamaya çalışmak olduğu için hastalıklı sevgidir. Burada bir anlamda kendi zihinsel gelişimini tamamlamış yani doğru düşünebilen insanlar gerçek sevgiyi bulabilir diye düşünüyorum aksi takdirde gerçek sevgi bulunamaz.

Bugün dilin ve sözcüklerin yetersiz kaldığı durumlarda bireylerin iç dünyalarına ait duygu ve düşüncelerin anlamı metaforla dış dünyaya taşınmaktadır. Burada metafor soyut düşünmeye ve soyut olayları kavramaya yardımcı olmaktadır. Zannımca sevgi kavramını ifade etmede ‘‘köprü metaforu’’nu kullanmak uygun olacaktır. Çünkü köprü cesareti, inanmayı temsil eder. Köprü sınır tanımaz. Köprü oldukça ulaşma umudu vardır. Mesela biri için ‘‘Köprüleri attı’’ dediğimizde o kişinin biriyle olan tüm bağlarını bir daha geri dönülmez biçimde kopardığını anlarız. İki kişi arasında oluşan sevgide de durum böyledir, ki bence bunun temelinde, kökeninde de inanmak yatar. İki kişi arasında olan bu inanma ile bir nevi aralarında bir köprü inşa edilir. Ancak önemli olan bu köprüyü ayakta tutabilmek, ilişkiyi koruyabilmektir. Bunun için de tabi ki gerekli olan şey; karşılıklı samimi bir güven ve uğrunda verilmesi gereken emektir. Bizler tam olarak samimiyetine kalpten inandığımız kişileri gerçekten severiz buna benzer olarak inandığımız yolda yürür ilerleriz.

Erich Fromm ‘‘sevme sanatı’’ adlı kitabında sevmenin de tıpkı yaşamak gibi bir sanat olduğunu söyler ve tıpkı müzik, resim, marangozluk, doktorluk, mühendislik gibi başka herhangi bir sanatı öğrenmek için ne yapıyorsak sevmeyi öğrenebilmek için de aynı şeyleri yapmamız gerektiğini söylemekte. Ve yine Fromm, bir annenin çocuğuna olan sevgisini örnek vererek şunları söylemekte: Anne çocuğuna bakmasa, onu emzirmese, yıkamasa, rahat etmesini sağlamasa göstereceği hiçbir kanıt çocuğunu sevdiğine inandıramaz bizi; ancak çocuğuna bakarken görsek, annenin sevgisi bizi etkiler. Bunun gibi birisi bize çiçekleri sevdiğini söylese ancak onları sulamasa, çiçekleri sevdiğine inanmayız.

Burada önemine dikkat çektiğim nokta; yeryüzünde çoğu şey ilgi ister, emek ister. Ektiğimiz tohumu sulamasak tohum büyümez, yemeği pişirmesek yemek kendiliğinden önümüze gelmez. Bunun gibi sevmek de salt düşünceden ibaret olamaz. Sevgiyi ayakta tutabilmek, bağlarını koparmamak için muhakkak bir çaba vermemiz gerekmekte. Çünkü soyut düşünce olan sevgiyi eylemlerimize döküp somutlaştırırsak ancak bu durumda gerçeklik payı artar. Yani sevgi; bir rastlantı değil uğrunda emek isteyen yaşamımızın, vazgeçilmez, tatlı bir duygusudur.

Yazarın Diğer Yazıları