Tuba Rahmet Ekinci

Tarihsel Kaynaklar Işığında Elazığ ve Depremler

Tuba Rahmet Ekinci

Anadolu, tarih boyunca yalnızca uygarlıkların doğduğu bir coğrafya değil; aynı zamanda depremlerle şekillenmiş bir yerleşim alanı olmuştur. Bu gerçek, modern jeoloji biliminin sunduğu veriler kadar, tarihsel kaynakların aktardığı bilgilerle de açık biçimde ortaya konmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Harput–Elazığ havzası, bu sismik sürekliliğin en belirgin biçimde gözlemlendiği alanlardan biridir.

Osmanlı dönemine ait kronikler ve vakanüvis kayıtları, Elazığ ve çevresinin depremlerle olan ilişkisini ayrıntılı biçimde belgelemektedir. Taylesanizade Hafız Abdullah Efendi’nin eserinde aktardığı 1789 Palu merkezli deprem, Harput, Mazgirt, Çemişgezek, Peri ve Keban gibi yerleşimlerin büyük ölçüde yıkıma uğradığını göstermektedir. Camilerin cemaatin üzerine çöktüğü, köylerin yer yarılarak yok olduğu bu yıkım, dönemin kaynaklarında son derece çarpıcı ifadelerle yer almaktadır.

Bu deprem yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmamış, bölgenin sosyal ve ekonomik yapısını da derinden etkilemiştir. Can kaybına ilişkin rakamlar farklılık gösterse de, on binlerle ifade edilen ölü sayısı, yaşanan felaketin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu durum, Elazığ havzasının tarih boyunca yüksek risk taşıyan bir yerleşim alanı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Elazığ’daki deprem olgusu yalnızca Osmanlı dönemiyle sınırlı değildir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren tutulan kayıtlar ve Cumhuriyet dönemine ait belgeler, depremlerin bölgede süreklilik arz ettiğini göstermektedir. 1939 Erzincan depremi, 2010 Karakoçan ve 2020 Sivrice depremleri, Elazığ’ın yakın tarihli sismik örnekleri arasında yer almaktadır.

Bu süreklilik, depremin Elazığ için olağanüstü bir durum değil, yapısal bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Buna rağmen kentin yerleşim düzeni ve yapılaşma süreçlerinde, bu tarihsel ve bilimsel bilginin yeterince belirleyici olduğu söylenemez. Özellikle fay hatlarına yakın alanlarda yoğun yapılaşmanın sürmesi, riskin artmasına neden olmaktadır.

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Elazığ’da büyük bir yıkıma yol açmamış olsa da, kentin kırılganlığını açık biçimde ortaya koymuştur. Barınma sorunu, nüfus hareketliliği ve yapı güvenliği tartışmaları, geçmiş depremler sonrası tarihsel kaynaklarda karşılaşılan toplumsal tepkilerle benzerlik taşımaktadır.

Tarihsel veriler incelendiğinde, asıl sorunun depremin kendisinden çok, insanın bu doğa olayı karşısında aldığı ya da almadığı önlemler olduğu görülmektedir. Elazığ örneği, geçmişte yaşanan depremlerin yalnızca bilinmesinin yeterli olmadığını; bu bilgilerin planlama, yapı teknikleri ve yönetsel kararlara yansıtılmadığı sürece anlamını yitirdiğini göstermektedir.

Sonuç olarak 6 Şubat 2023 depremleri, Elazığ ve çevresi için yeni bir felaketten çok, yüzyıllardır bilinen bir gerçeğin yeniden gündeme gelmesidir. Bu coğrafyada güvenli bir yaşamın, tarihsel kaynakların sunduğu deneyimler ile bilimsel verilerin birlikte değerlendirilmesiyle mümkün olduğu açıktır.

Bir daha böyle felaketlerin yaşanmaması dileğiyle; aklın, bilimin ve sorumluluk duygusunun rehberliğinde hareket edilmesi en büyük temennidir.

Sevgiyle kalın.

 

Yazarın Diğer Yazıları