Dersaadet'te Ramazan
Tuba Rahmet Ekinci
Dersaadet’te Ramazan, Osmanlı İstanbul’unda yalnızca bireysel bir ibadet zamanı değil; şehrin kamusal düzenini, ekonomik ritmini ve toplumsal ilişkilerini yeniden şekillendiren bütüncül bir zaman dilimidir. Bu mübarek ay boyunca gündelik hayatın saatleri değişir, mekânların kullanım biçimi farklılaşır ve kutsal zaman şehir ölçeğinde görünür hâle gelerek ibadetin kamusal alana taşındığı özgün bir tarihsel tecrübe üretir. Ramazan, böylece hem dindarlığın hem de şehir kültürünün aynı anda yeniden kurulduğu bir zaman kesiti hâline gelir.
yüzyıl İstanbul’unu ayrıntılı biçimde aktaran Seyahatname adlı eserinde Evliya Çelebi, Ramazan gecelerinin sosyal canlılığını dikkat çekici bir gözlem gücüyle tasvir eder. Teravih namazlarından sonra dolup taşan camiler, geç saatlere kadar ışığı sönmeyen dükkânlar ve kalabalıklaşan meydanlar, Ramazan’ın geceyi kamusal bir zamana dönüştürdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu anlatımlar, ibadetin şehir hayatının ritmini belirleyebildiğini gösteren birincil kaynak niteliğindedir.
Ramazan’ın görsel boyutu ise minareler arasına asılan mahyalar üzerinden belirginleşir. Işıklı yazılar, yalnızca dinî mesaj iletmekle kalmamış; İstanbul’un siluetine sembolik bir derinlik kazandırmıştır. 19. yüzyılda şehri ziyaret eden Edmondo de Amicis, Constantinople adlı eserinde iftar sonrası sokaklara taşan kalabalıkları ve mahyaların gece manzarasına kattığı estetik etkiyi aktarırken, bu görsel kültürün şehir kimliğindeki yerini de vurgular. Bu gözlemler, Ramazan’ın kamusal mekânda estetik bir anlam dünyası ürettiğini göstermektedir.
Ancak Ramazan yalnızca halk arasında yaşanan bir atmosfer değildir; devlet düzeni içinde de sembolik ve kurucu bir yere sahiptir. 18. yüzyıl sonlarında Osmanlı toplum yapısını ele alan Tableau General de l’Empire Othoman adlı eserinde Ignatius Mouradgea d’Ohsson, saray çevresindeki Ramazan merasimlerini ve devlet erkânının katıldığı uygulamaları kaydeder. Bu kayıtlar, kutsal zamanın siyasal temsil ve devlet hiyerarşisiyle olan ilişkisini belgelemekte; Ramazan’ın yalnızca dinî değil, idarî ve sembolik bir düzen kurduğunu ortaya koymaktadır.
Osmanlı tarihinde Ramazan geleneğinin kurumsallaşmasında özellikle Kanuni Sultan Süleyman dönemi belirleyici olmuştur. Vakıf sisteminin güçlenmesi, imaretlerin yaygınlaşması ve selatin camilerinin inşası, Ramazan’ın kamusal görünürlüğünü artırmıştır. Bu kurumsal yapı sayesinde Ramazan, yalnızca manevî bir zaman değil; sosyal yardımlaşmanın düzenli ve sürdürülebilir bir çerçeveye kavuştuğu bir dönem hâline gelmiştir.
Ramazan’ın sosyal yönü en açık biçimde iftar sofralarında ve dayanışma pratiklerinde görülür. Özellikle “zimem defterleri” aracılığıyla borçların gizlice kapatılması gibi uygulamalar, Osmanlı toplumunda onur kırmadan yardım etme anlayışının yerleştiğini göstermektedir. Vakıflar eliyle imaretlerde dağıtılan yemekler ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılan yardımların organizasyonu, Osmanlı Arşivi belgelerinde ayrıntılı biçimde yer almaktadır. Bu durum, Ramazan’ın sosyal düzeni kurumsal bir zeminde desteklediğini göstermektedir.
Ekonomik hayat dahi bu kutsal zamanın ritmine göre yeniden düzenlenmiştir. Fırınların üretim kapasitesinden çarşıların çalışma saatlerine ve fiyat denetimlerine kadar birçok idarî uygulama, özellikle temel gıda maddelerinde istikrarı korumaya yönelik bir hassasiyet taşımıştır. Devletin piyasayı gözetmesi, Ramazan’ın toplumsal refah ile ilişkilendirildiğini göstermektedir.
Cami merkezli ibadet pratiği ise farklı sosyal kesimleri aynı safta buluşturarak ortak bir bilinç üretmiştir. Teravih namazları ve vaazlar, bireysel dindarlığı aşarak kolektif bir ruh meydana getirmiş; Ramazan’ı şehir ölçeğinde paylaşılan bir tecrübe ve toplumsal bütünleşme zemini hâline getirmiştir.
Dersaadet’te Ramazan’ın belirleyici niteliği, ibadeti kamusal bir düzen ve toplumsal etkileşim alanına dönüştürebilmesidir. Tarihsel değişimlere rağmen bu kültürel formların varlığını koruyabilmiş olması, İstanbul’un hafızasında Ramazan’ın ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Bugün modern İstanbul’da biçimler değişmiş olsa da, iftar sofralarının paylaşım ruhu ve camilerdeki buluşmalar bu tarihsel sürekliliğin izlerini taşımaktadır. Dersaadet’in adı değişmiş olabilir; ancak Ramazan’ın şehirle kurduğu bağ bütünüyle kopmamıştır. Bu vesileyle Ramazan ayının gönüllerimize huzur ve bereket getirmesini temenni eder, hayırlı Ramazanlar dilerim.