Ferhat Hanedan Güven

Tunceli'de Tunç Akıl Devreye Girmelidir

Ferhat Hanedan Güven

Algı yönetimi, iftira ve sistematik dezenformasyon pratikleri yoluyla kamusal alanda manipülatif bir zemin inşa etmeye çalışan kişi veya yapılar karşısında sergilenen bilinçli ve ilkeli duruş, “Tunç Akıl” kavramıyla tanımlanabilir. Tunç Akıl; bilişsel manipülasyona, örgütlü yalan üretimine ve dezenformasyonun dijitalleşmiş formlarına karşı, rasyonel muhakemeyi tarihsel bilinç ve toplumsal sorumlulukla birlikte konumlandıran bir düşünsel tutumdur. Bu bağlamda Tunç Akıl, anlık bir refleks değil; bilgiye dayalı, süreklilik arz eden bir entelektüel direnç biçimi olarak değerlendirilmelidir.

Bu kavram; terörle iltisaklı söylem kalıplarını yeniden üreten, ideolojik aidiyetlerini dijital mecralar üzerinden meşrulaştırmaya çalışan ve etik dışı yöntemleri olağanlaştıran aktörlere karşı geliştirilen eleştirel farkındalığın, epistemik direncin ve zihinsel sağlamlığın ifadesidir. Tunç Akıl, hakikatin sistematik biçimde aşındırıldığı dönemlerde, toplumsal dokuyu koruyan bir savunma hattı işlevi görür.

Bugün Tunceli’de yeniden sahnelenmeye çalışılan kirli senaryo tam da bu bağlamda okunmalıdır. Sahte hesaplar üzerinden, kişi veya kişilerin isimlerinin yer aldığı listelerin bilinçli biçimde dolaşıma sokulması; bireyleri hedef göstermeyi, toplumsal huzuru zedelemeyi ve “mahalle fısıltısı” yoluyla bir baskı iklimi üretmeyi amaçlayan organize bir dezenformasyon faaliyetidir. Yüz yüze geldiklerinde göz göze gelmeye cesaret edemeyen, selam vermekten imtina eden aktörlerin; dijital mecralarda bir linç düzeni kurma çabası, yalnızca ahlaki bir çöküş değil, aynı zamanda kamusal akla yönelmiş açık bir tehdittir.

Bu topraklar bu tür senaryolara yabancı değildir. Tarihsel süreçte kullanılan etiketler değişmiş; ancak yöntem aynı kalmıştır. Bir dönem “ajan”, bir dönem “uyuşturucu taciri”, başka bir dönemde “ahlaksızlık” suçlamaları üzerinden yürütülen bu pratikler; sevilmeyen, istenmeyen ya da hedefe konulan bireylerin itibarsızlaştırılması amacıyla devreye sokulmuştur. Yaklaşık iki yıl önce benzer bir dezenformasyon sürecini yürüten bir şahsın Diyarbakır’dan Avrupa’ya kaçmış olması, bu tür operasyonların yerel reflekslerden ziyade dış bağlantılı ve yönlendirilmiş bir aklın ürünü olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Bu noktada Tunç Akıl’ın önemi hayati hale gelmektedir. Çünkü Tunç Akıl; iddia ile delil arasındaki farkı bilen, bilgi ile söylentiyi ayırt eden ve hukuku sosyal medya linçlerinin önünde konumlandıran bir zihinsel disiplini temsil eder. Eğer ortada somut bilgi ve belge varsa, bunun adresi dijital mecralar değil; kolluk kuvvetleri ve yargı mercileridir. Aksi her tutum; iftira, suç ve dezenformasyon kapsamındadır.

Mesele bireysel husumetler değil, toplumsal sorumluluktur.

Mesele susturmak değil, hakikati korumaktır.

Çünkü bugün sessiz kalınan her yalan, yarın daha derin bir toplumsal çürümeye zemin hazırlar.

Bu nedenle Tunceli özelinde çağrı nettir:

Kirli iftira, yalan ve dolan karşısında Tunç Akıl devreye girmelidir.

Dezenformasyonla mücadele bir tercih değil, kamusal bir zorunluluktur. Hukuk, vicdan ve akılla desteklenmeyen hiçbir söylem meşru değildir. Tunç Akıl; bu karanlığı dağıtacak, toplumsal aklı koruyacak ve hakikati ayakta tutacak en güçlü zemindir. Tunceli’de Tunç Akıl Devreye Girmelidir

Algı yönetimi, iftira ve sistematik dezenformasyon pratikleri yoluyla kamusal alanda manipülatif bir zemin inşa etmeye çalışan kişi veya yapılar karşısında sergilenen bilinçli ve ilkeli duruş, “Tunç Akıl” kavramıyla tanımlanabilir. Tunç Akıl; bilişsel manipülasyona, örgütlü yalan üretimine ve dezenformasyonun dijitalleşmiş formlarına karşı, rasyonel muhakemeyi tarihsel bilinç ve toplumsal sorumlulukla birlikte konumlandıran bir düşünsel tutumdur. Bu bağlamda Tunç Akıl, anlık bir refleks değil; bilgiye dayalı, süreklilik arz eden bir entelektüel direnç biçimi olarak değerlendirilmelidir.

Bu kavram; terörle iltisaklı söylem kalıplarını yeniden üreten, ideolojik aidiyetlerini dijital mecralar üzerinden meşrulaştırmaya çalışan ve etik dışı yöntemleri olağanlaştıran aktörlere karşı geliştirilen eleştirel farkındalığın, epistemik direncin ve zihinsel sağlamlığın ifadesidir. Tunç Akıl, hakikatin sistematik biçimde aşındırıldığı dönemlerde, toplumsal dokuyu koruyan bir savunma hattı işlevi görür.

Bugün Tunceli’de yeniden sahnelenmeye çalışılan kirli senaryo tam da bu bağlamda okunmalıdır. Sahte hesaplar üzerinden, kişi veya kişilerin isimlerinin yer aldığı listelerin bilinçli biçimde dolaşıma sokulması; bireyleri hedef göstermeyi, toplumsal huzuru zedelemeyi ve “mahalle fısıltısı” yoluyla bir baskı iklimi üretmeyi amaçlayan organize bir dezenformasyon faaliyetidir. Yüz yüze geldiklerinde göz göze gelmeye cesaret edemeyen, selam vermekten imtina eden aktörlerin; dijital mecralarda bir linç düzeni kurma çabası, yalnızca ahlaki bir çöküş değil, aynı zamanda kamusal akla yönelmiş açık bir tehdittir.

Bu topraklar bu tür senaryolara yabancı değildir. Tarihsel süreçte kullanılan etiketler değişmiş; ancak yöntem aynı kalmıştır. Bir dönem “ajan”, bir dönem “uyuşturucu taciri”, başka bir dönemde “ahlaksızlık” suçlamaları üzerinden yürütülen bu pratikler; sevilmeyen, istenmeyen ya da hedefe konulan bireylerin itibarsızlaştırılması amacıyla devreye sokulmuştur. Yaklaşık iki yıl önce benzer bir dezenformasyon sürecini yürüten bir şahsın Diyarbakır’dan Avrupa’ya kaçmış olması, bu tür operasyonların yerel reflekslerden ziyade dış bağlantılı ve yönlendirilmiş bir aklın ürünü olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Bu noktada Tunç Akıl’ın önemi hayati hale gelmektedir. Çünkü Tunç Akıl; iddia ile delil arasındaki farkı bilen, bilgi ile söylentiyi ayırt eden ve hukuku sosyal medya linçlerinin önünde konumlandıran bir zihinsel disiplini temsil eder. Eğer ortada somut bilgi ve belge varsa, bunun adresi dijital mecralar değil; kolluk kuvvetleri ve yargı mercileridir. Aksi her tutum; iftira, suç ve dezenformasyon kapsamındadır.

Mesele bireysel husumetler değil, toplumsal sorumluluktur.

Mesele susturmak değil, hakikati korumaktır.

Çünkü bugün sessiz kalınan her yalan, yarın daha derin bir toplumsal çürümeye zemin hazırlar.

Bu nedenle Tunceli özelinde çağrı nettir:

Kirli iftira, yalan ve dolan karşısında Tunç Akıl devreye girmelidir.

Dezenformasyonla mücadele bir tercih değil, kamusal bir zorunluluktur. Hukuk, vicdan ve akılla desteklenmeyen hiçbir söylem meşru değildir. Tunç Akıl; bu karanlığı dağıtacak, toplumsal aklı koruyacak ve hakikati ayakta tutacak en güçlü zemindir.

 

Yazarın Diğer Yazıları