Ferhat Hanedan Güven

Cem İkliminin Kadim Sözleşmesi: İnsan ve Doğa

Ferhat Hanedan Güven

Tunceli, doğanın insanla çatışmadığı; insanın doğayla birlikte yaşama ahlakı geliştirdiği nadir coğrafyalardan biridir. Bu topraklarda doğa, korunması gereken bir “nesne” değil; ilişki kurulan bir özne olarak görülür. İnanç, kültür ve gündelik yaşam bu anlayış etrafında şekillenir.

Alevi inancının merkezinde yer alan Cem, yalnızca toplumsal bir buluşma değil; insan, doğa ve hakikat arasında kurulan etik bir denge alanıdır. Cem ikliminde verilen ikrar, insanın yalnızca topluma değil; yaşadığı coğrafyaya da sorumluluk üstlenmesidir. Bu sorumluluk, doğaya hükmetmekten değil; ona uyum sağlamaktan geçer.

Bu uyum, Tunceli’nin yaban hayatında somut biçimde gözlemlenir.

Bölgede yaşayan kurt, ekosistemin denge unsurudur. Sürüleri zayıflatır, hastalıklı bireyleri ayıklar. İnsanla arasındaki mesafe, bir düşmanlıktan değil; karşılıklı sınır bilincinden doğar. Tilki, ekosistemin zekâsıdır; uyum sağlar, iz bırakmadan yaşar. Bozayı, gücün değil, doğanın kendini koruma refleksinin sembolüdür.

Munzur Vadisi boyunca akan berrak sularda kırmızı benekli alabalık, suyun temizliğinin biyolojik göstergesidir. Bu türün varlığı, yalnızca doğal bir zenginlik değil; insan müdahalesinin sınırlı kaldığının da kanıtıdır. Su samuru, bu sularda ancak güvenli alanlar bulduğunda yaşar. Onun varlığı, doğayla kurulan ilişkinin sağlıklı olduğuna işaret eder.

Yüksek kayalıklarda dolaşan dağ keçileri, Tunceli coğrafyasının sessiz tanıklarıdır. Zor ulaşılır alanlarda yaşamaları, insanla doğa arasındaki mesafenin bilinçli biçimde korunduğunu gösterir. Geceleri ortaya çıkan vaşak, ekosistemin en hassas denge noktalarından biridir. Var olması, doğanın hâlâ bütünlüklü işlediğini anlatır.

Bu canlı çeşitliliği, tesadüf değildir.

Tunceli’de “kurdun kuşun, börtü böceğin hakkı” sözü, bir deyim değil; yaşamsal bir ilkedir. Avcılık, ihtiyaçla sınırlıdır. Su kaynakları kutsal kabul edilir; kirletilmez. Orman, yalnızca ekonomik veya gezilecek bir alan değil; yaşamın taşıyıcısıdır.

Bu anlayış, anlatılarla ve efsanelerle kuşaktan kuşağa aktarılır.

Pepuk kuşu efsanesi, insan-doğa ilişkisinin en çarpıcı sembollerinden biridir. Pepuk kuşunun ötüşü, doğanın insana yönelttiği bir hatırlatmadır. Kayıp, gecikme ve ihmalin sesi olarak algılanır. Bu nedenle pepuk kuşu ötünce, Tunceli’de susulur. Çünkü bu sesin, yalnızca bir kuşa değil; toprağın hafızasına ait olduğuna inanılır.

Endemik bitki örtüsü de bu hafızanın bir parçasıdır.

Munzur Dağları’nda yetişen ters lale, dağ sümbülü ve bölgeye özgü kekik türleri, yalnızca biyolojik değil; kültürel birer mirastır. Rastgele koparılmaz, ticari nesneye dönüştürülmez. Bitkiye gösterilen bu saygı, doğanın bir parçası olarak görülmesinden kaynaklanır.

Tunceli’de insan sevgisi, doğadan ayrı düşünülmez.

Can kavramı, yalnızca insanı değil; tüm canlıları kapsar. İnsanı merkeze alan değil, insanı dengeye çağıran bir dünya görüşü hâkimdir. Bu nedenle doğaya verilen zarar, yalnızca çevresel bir sorun olarak değil; ahlaki bir kırılma olarak değerlendirilir.

Meydandaki bu ikrarlığı sosyal medyaya yansıtan, Cem ikliminin sesi ve nefesi olan görüntüler; toplumsal bellek ve hafızanın görsel bir şovu olarak karşımıza çıkar. Bu paylaşımlar, yalnızca estetik bir doğa kaydı değil; kadim bir ahlakın çağdaş tanıklıklarıdır.

Bu tanıklıklardan biri de Doğanay Vural’ın çalışmalarıdır.

Bu kadim coğrafyanın dervişlerinin sırrına erişerek kaya kartalı, dağ keçisi ve vaşak görüntüleriyle, kadim adımların izlerini takip etmiş; Cem ikliminin canlarını bizlerle buluşturmuştur. Nesli koruma altında olan canlıların sığındığı bu topraklarda, kadim bir geleneğin hâlâ hüküm sürdüğünü göstermiştir.

Cem ikliminde; kurdun, kuşun, börtü böceğin ikrarlığıyla hareket eden bu yaklaşım, yalnızca bir kayıt değil; iz bırakmadan iz sürmenin ifadesidir. Doğanay Vural da bu anlayışla, Tunceli’nin yaşayan hafızasına bir not düşmüştür.

Tunceli Valimiz Şefik Aygöl, Tunceli İl Tarım ve Orman Müdürümüz Yavuz Suat Pala, Milli Park Sırdaşları ve Doğanay Vural’ın doğadaki canlılarımız için yem bırakmasıda doğaya olan ikrarlığın lokmasıdır adeta. Bu vesile ile izlediğimiz video Cem iklimin birer motifi olarak toplumsal bellek ve hafızamızda yerini almıştır.

Tüm bunları takiben. Bugün Tunceli, modern dünyanın baskısına rağmen bu kadim dengeyi büyük ölçüde koruyabilmiş nadir yerlerden biridir. Bu, tesadüf değil; inançla, kültürle ve kolektif hafızayla inşa edilmiş bir yaşam biçiminin sonucudur.

Tunceli’de doğa hâlâ konuşur.

Kurt ulur, su akar, pepuk kuşu öter.

İnsan ise çoğu zaman cevap vermez; dinler.

Çünkü bu topraklarda bilinir ki:

Doğayla kurulan ilişki, en çok sessizlikte kendini gösterir.

Yazarın Diğer Yazıları