Ortadoğunun Düğüm Noktası Suriye Ve Tarihin Tekerrürü
Tuba Rahmet Ekinci
Bugün Ortadoğu, İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilimin merkez üssü haline gelmişken; sınırların, vekalet savaşlarının ve stratejik hamlelerin gölgesinde tarihi bir hareketlilik yaşıyoruz. Ancak bu karmaşayı sadece bugünün askeri kapasiteleriyle açıklamak mümkün değildir. Bugün Şam, Halep veya İdlib hattında yaşanan her gelişme, aslında bir asır önce atılan kördüğümlerin bugüne sarkan trajik birer yankısıdır.
Değerli hocam Prof. Dr. Ömer Osman Umar Hocamın titizlikle hazırladığı "Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye (1908-1938)" başlıklı eseri, tam da bu karanlık noktaları aydınlatan bir akademik fener niteliğindedir. Hocamız, Suriye’nin dört yüzyıllık Osmanlı barışından koparılıp, Fransız Mandası'nın parçalayıcı pençesine nasıl itildiğini tarihsel belgelerle gözler önüne sermektedir.
Suriye, konumu itibarıyla Anadolu ve Mısır arasında her zaman stratejik bir geçiş noktası ve jeopolitik bir ilgi sahası olmuştur. Osmanlı Devleti’nin adaletle idare ettiği dört yüz yıl boyunca bölge, hiçbir ayrım yapılmadan kardeşçe bir yaşama ev sahipliği yapmıştır. Ancak 19. yüzyıldan itibaren büyük güçlerin kışkırtmaları ve misyonerlik faaliyetleri, bölgedeki dengeleri kökünden sarsmaya başlamıştır.
Eserde özellikle I. Dünya Savaşı dönemi, Suriye’nin kaderinin tayin edildiği kritik bir dönemeç olarak işlenmektedir. İngiltere’nin "bağımsızlık" vaadiyle bölgedeki unsurları Osmanlı aleyhine kışkırtması ve lojistik hatların tahribiyle sonuçlanan casusluk faaliyetleri, bugünkü vekalet savaşlarının ilk prototipleridir. O gün vaatlere kananlar, savaş sonunda kendilerini Sykes-Picot ile çizilmiş yapay sınırların ve istemedikleri bir manda idaresinin içinde bulmuşlardır.
Prof. Dr. Ömer Osman Umar Hocamın Cemal Paşa’nın Suriye’deki idari politikalarını ve bu süreçteki idamların bölge üzerindeki etkisini nesnel bir perspektifle analiz etmektedir. Dönemin zorlu şartlarında uygulanan sert politikalar, maalesef İngiliz ve Fransız propagandası için elverişli bir zemin oluşturmuş; bölgeyi Batılı sömürgeci güçlerin kucağına iten süreci tetiklemiştir.
Fransızların bölgedeki "böl-yönet" stratejisi ise bugünkü parçalı yapının tarihsel mimarıdır. Suriye’yi; Şam, Halep, Aleviler ve Cebel-i Druz gibi etnik ve dini temelli küçük devletçiklere bölme girişimi, bölgeyi bir daha birleşemeyecek şekilde istikrarsızlaştırmayı amaçlamıştır. Günümüzde İsrail ve ABD’nin bölgedeki mikro-milliyetçilikleri destekleyen stratejileri, bu manda politikalarının modern birer kopyasıdır.
Hocamızın çalışmasında dikkat çeken en çarpıcı bölümlerden biri, Fransızlara karşı yürütülen direnişte Arap milliyetçileri ile Türk Kuva-yı Milliyecilerinin yaptığı iş birliğidir. İbrahim Hanano gibi isimlerin öncülük ettiği bu direniş safları, bölge halklarının gerçek düşmanı gördüğünde nasıl omuz omuza verebildiğinin en büyük kanıtıdır. Bu tarihsel gerçek, bugünkü ayrılıkçı senaryolara karşı en güçlü panzehirdir.
1930’lu yıllara gelindiğinde, dışarıdan dayatılan "manda" ruhunun bölge halkı tarafından kabul edilmeyeceği isyanlarla ve anayasa yapma çalışmalarıyla tescillenmiştir. Hatay meselesinin 1938’de anavatana katılmasıyla taçlanan süreç, aynı zamanda Türkiye’nin bölge üzerindeki tarihsel ve hukuki takibinin bir zaferidir.
Prof. Dr. Ömer Osman Umar Hocamın, Suriye’nin 19. yüzyıldan itibaren küresel güçlerin bir laboratuvarı haline getirildiğini açıkça ifade etmektedir. Bu süreçten en büyük zararı yine bölge halkı görmüş; büyük ideallerle yola çıkan birlik hayalleri, küresel çıkarlar arasında bir daha gerçekleşmemek üzere ezilmiştir.
Şahsi kanaatimce; günümüzde İsrail'in yayılmacı politikaları, ABD’nin enerji koridoru hırsları ve İran’ın bölgesel nüfuz çabaları arasında sıkışan Suriye, aslında hocamızın kitabında anlattığı o "bitmeyen manda" ruhunun yeni bir versiyonuyla karşı karşıyadır. Tarih bize gösteriyor ki; bölge halkları kendi kaderlerini dış vaatlere bıraktığı sürece, Ortadoğu’da huzur bir serap olarak kalacaktır. Prof. Dr. Ömer Osman Umar’ın bu kıymetli eserini okumak, bugünkü ateşi söndürecek olan "tarih bilinci" suyuna erişmektir.
Sevgiyle kalın..