Tuba Rahmet Ekinci

19. YÜZYIL OSMANLI TIP TARİHİNDE OPERATİF DOĞUMLAR VE SEZARYEN UYGULAMALARI

Tuba Rahmet Ekinci

GELENEKSEL EBELİKTEN MODERN CERRAHİYE UZANAN BİR DÖNÜŞÜM

Bir zamanlar zorlu doğumlar sırasında anne hayatının tehlikeye girdiği durumlarda başvurulan sezaryen, 19. yüzyılın ikinci yarısında, gelişen cerrahi tekniklerle birlikte hem annenin hem de bebeğin yaşamını korumayı hedefleyen bir müdahaleye dönüşmeye başladı. Bu süreçte doğum, yavaş yavaş evlerden hastanelere taşınırken ebelik ve cerrahi uygulamaları da yeniden şekillendi.

Asırlar boyunca Osmanlı toplumunda doğum, genellikle ev ortamında mahalle ebelerinin gözetiminde yürütülmüştür. Klâsik dönemde zor doğumlar için bazı bitkisel reçeteler veya manuel yöntemler denenmekle birlikte, cerrahi yolla bebek tahliyesi yalnızca çaresiz kalınan son aşamada akla gelirdi. Anestezi, antisepsi ve modern sterilizasyon tekniklerinin henüz gelişmediği dönemlerde bu tür müdahalelerin ölüm riski son derece yüksekti.

Erken dönem tıp uygulamalarında sezaryen, yaşayan bir anne için güvenli bir tedavi seçeneğinden ziyade, annenin kurtarılamadığı ağır tablolarda cenini tahliye etmek amacıyla yapılan riskli bir son çare olarak değerlendiriliyordu.

II. Mahmud döneminde başlayan askerî ve tıbbî reformlar, cerrahinin Osmanlı’da kurumsallaşmasını da hızlandırdı. Mekteb-i Tıbbiye’nin açılması, Avrupalı hekimlerin payitahta davet edilmesi ve Türkçe tıp terminolojisinin geliştirilmesi, doğum ve kadın sağlığı alanındaki geleneksel kabullerin sorgulanmasını sağladı. Bu dönemde yayımlanan ders kitaplarında Batı’daki operatif doğum tekniklerine de yer verildi ve bu bilgiler tıp talebelerine aktarıldı.

Avrupa'daki yeni cerrahi anlayışın Osmanlı tıp eğitimine girmesiyle birlikte, hekimler geleneksel yöntemlerin yanında antiseptik uygulamalara da yöneldiler. Bu yeni yöntemler, zamanla İstanbul’daki hastanelerde de uygulanmaya başladı. Bu gelişmelerle birlikte cerrahi müdahaleler hastane doğumlarında giderek daha fazla kullanılmaya başladı.

Haseki Nisa Hastanesi’nde 1890 yılında gerçekleştirilen bir sezaryen vakası, dönemin cerrahi imkânlarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. 22 yaşındaki Gülizar Hatun’un ölen bebeğinin çıkarılması amacıyla gerçekleştirilen ameliyat, Dr. Ahmet Nureddin tarafından yapılmış ve ameliyat sonrasında annenin sağlık durumunun iyi olduğu kayıtlara geçmiştir. Bu vaka, sezaryenin yalnızca cenini kurtarmaya yönelik bir müdahale olmaktan çıkarak hastane ortamında uygulanan bir cerrahi yöntem hâline geldiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Doğumun evlerden modern hastanelere taşınması, geleneksel ebelik düzeninin de yavaş yavaş değişmesi anlamına geliyordu. Doğumun hastanelere taşınmasıyla birlikte devletin hastane teşkilatına ve tıp eğitimine verdiği önem de arttı. Arşiv kayıtları, bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğini ve hangi zorluklarla karşılaşıldığını göstermektedir.

Geçmişte annenin hayatından umut kesildiğinde başvurulan sezaryen, 19. yüzyılın sonlarına doğru anestezi ve antisepsi sayesinde hem annenin hem de çocuğun hayatını kurtarmayı amaçlayan bir cerrahiye dönüşmeye başladı. Böylece sezaryen, Osmanlı’da modern cerrahinin gelişimini izleyebileceğimiz önemli alanlardan biri hâline geldi.

Sezaryen ameliyatlarında kullanılan teknik de zaman içinde değişti. Günümüzde yaygın olarak tercih edilen yatay kesi anlayışından farklı olarak, 19. yüzyılın sonlarında yapılan ameliyatlarda karın ve rahim üzerinde dikey kesiler kullanılabiliyordu. Dikey kesi, cerraha rahim içine daha hızlı ulaşma imkânı sağlarken, ameliyat sonrasında kanama ve enfeksiyon gibi ciddi riskleri de beraberinde getiriyordu. Bu nedenle sezaryen tekniğinin gelişimi yalnızca ameliyatın yapılabilmesiyle değil, kullanılan kesinin biçimi ve ameliyat sonrasındaki bakımın iyileştirilmesiyle de yakından ilişkiliydi.

Bu değişimin asıl dikkat çekici tarafı, yalnızca bir ameliyat tekniğinin gelişmesi değildir. Sezaryenin geçirdiği dönüşüm, Osmanlı toplumunda doğumun nasıl algılandığının da değiştiğini göstermektedir. Doğumun bir ev pratiğinden hastane ortamında hekimlerin ve yeni cerrahi yöntemlerin denetimine girmesi, tıbbın gündelik hayata giderek daha fazla nüfuz ettiğini ortaya koymaktadır. Bu bakımdan sezaryen, Osmanlı modernleşmesinin yalnızca askerî veya idarî kurumlarda değil, insan hayatının en özel alanlarından birinde de nasıl hissedildiğini gösteren dikkat çekici bir örnektir.

Yazarın Diğer Yazıları