10 Kasım'da Atatürk'ü Bilimle Anlamak
Tuba Rahmet Ekinci
Değerli okurlar,
Milletçe ortak duyguları paylaştığımız, hüznü ve minneti bir arada yaşadığımız bu özel günde, 10 Kasım’da, bir kez daha sizlerle birlikteyiz. Bugün, sadece bir anma günü değil, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en önemli miraslardan birini, yani O’nun fikirlerini ve hedeflerini anlama günüdür.
Elbette bugün O’nun hatırasına saygı duyduğumuz bir gün. Ancak Atatürk’ü anlamak, O’nu sadece anmaktan daha ileri bir adımdır. O, arkasında sadece bir hatıra değil, takip edilmesi gereken aydınlık bir yol, net bir istikamet bıraktı. Bu istikameti de şu sözüyle tarif etti: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
Bu sözü, söylendiği dönemin koşullarından bağımsız düşünemeyiz. Bu, sadece felsefi bir cümle değil, aynı zamanda bir uyanışın ve çağdaşlaşmanın ifadesidir. Atatürk, bir imparatorluğun hangi sebeplerle çağın gerisinde kaldığını bizzat yaşamış bir komutandı. Yüzyıllar süren duraklamanın ve yaşanan kayıpların temelinde, durağan fikirlerin ve bilimden uzaklaşmanın yattığını çok net görmüştü. Bu yüzden yeni kurulan Cumhuriyet’in yönünü, tereddütsüz bir şekilde akla ve pozitif bilime çevirdi.
Bu vizyonun en somut ve en insani yansımlarından birini sağlık alanında görüyoruz. Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözü, sadece millî bir duygunun ifadesi değildir. Bu söz, O’nun bilimin ışığında yetişen, en güncel bilgiyi kullanan, liyakat sahibi, aklı hür, vicdanı hür nesillere olan inancının bir göstergesidir.
Bugün, karmaşık ameliyatları gerçekleştiren, tıp literatürüne katkı sağlayan araştırmalara imza atan ve dünyanın dört bir yanında insanlığa şifa dağıtan Türk doktorları, Atatürk’ün işaret ettiği o hedefin bir parçasıdır. Onların her başarısı, “en hakiki mürşit” olan bilimin, bir ulusu nasıl ileri taşıyabileceğinin de bir örneğidir. Bu vizyonun nesilden nesile aktarıldığını görmek, oğlumun doktor adayı olarak bu yolda ilerlemesiyle benim için ayrı bir anlam kazanıyor.
Bu 10 Kasım’da, O’nun hatırası önünde saygıyla dururken, Atatürk’ü anlamanın en samimi yolunun bu olduğunu yeniden hatırlayalım. O’nu anmak, O’nun gösterdiği yolda, yani aklın ve bilimin rehberliğinde kararlılıkla yürümektir. Gerçek vefa, O’nun mirası olan bilimin ışığını, her koşulda daha da ileriye taşımaktır.
Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü, yalnızca bir dönemin yönünü belirleyen değil, her çağda yeniden anlam kazanan bir gerçektir. Bugün bu sözü duyduğumuzda, gözlerimizin önüne bir laboratuvar sahnesi değil, sorgulayan, düşünen, üreten bir toplum gelir. Çünkü bilim, yalnızca deney tüplerinde değil, adaletli bir yargıcın kararında, dürüst bir öğretmenin dersinde, bir çiftçinin toprağa bilgiyle dokunuşunda da hayat bulur. Atatürk’ün gösterdiği yol, sadece teknik ilerlemeyi değil, düşünme biçimimizi de değiştirmeyi amaçlıyordu. Bilimi rehber edinmek, her koşulda gerçeği aramayı, sorgulamaktan korkmamayı ve aklın sesini vicdanla birleştirmeyi gerektirir. İşte bu yüzden Atatürk’ü anlamak, geçmişi yüceltmekten çok, bugünü anlamlandırmak ve geleceği bilinçle şekillendirmektir.
Bilimle yürüyen nesiller yetiştirmek dileğiyle…
Sevgiyle, umutla kalın.