Serkan GÜRTÜRK

Şehir İçin Atan Bir Yürek

Serkan GÜRTÜRK

İlimizde eksik ve yanlış olan, yolunda gitmeyen konular olmakla birlikte; doğru ve isabetli işlerin yapıldığını ve bu konuda önemli adımlar atıldığını da görmekteyiz.

Bunun en son örneği, şehir gündemini aylardan beri meşgul eden ve bazı sendika ile derneklerin müftülük binasının nereye yapılacağına dair açıklamaları oldu.

Elazığ Belediyesi yanındaki yeşil alana müftülük binası yapılması teklifiyle başlayan tartışmalar; sonrasında medyanın, eski müftülük binasının arazisini bağışlayan merhum Edibe Can’ın ailesinin ve en son Diyanet İşleri Eski Başkan Yardımcısı Fikret Karaman’ın da görüş bildirmesiyle bir çıkmaza girmişti.

Şehrin bu gündemini ve tartışmaları gören Vali Hatipoğlu, ilimiz milletvekilleri ve Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’nın da katıldığı bir toplantıda konunun masaya yatırılmasını sağladı.

Yapılan görüşmelerde alternatif mekânların artı ve eksileri değerlendirildi ve karar; müftülük sitesinin eski yerinde, yani Hastane Caddesi’nde bulunan Edibe Can Müftülük Sitesi’nin yerinde yapılması yönünde alındı.

Müftülük binasının nereye yapılacağına dair tartışmaları, şehir adına önemli ve çok değerli buluyoruz. Keşke bu tartışmalar; valilik binası, İl Emniyet Müdürlüğü binası, Defterdarlık binası ve adliye binası gibi kamu kurumları yapılmadan önce de yaşansaydı. Keşke bugün her biri konumu, yerleşim planı ve caddelere yakınlığı nedeniyle oldukça tartışılan ve eleştirilen bu binalar yapılmadan önce de STK’lar, ilgili sendikalar ve medya bu konuyu tartışmaya açsaydı ve her kafadan bir ses çıksaydı.

Yine müftülük binasıyla ilgili yapılan toplantıya İl Müftüsü ya da temsilcisinin veya yetkili sendika Diyanet-Sen’in çağrılmamasını da büyük bir eksiklik olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.

Eğer o gün bu tür bir tartışma kamuoyunda yaşanmış olsaydı, Emniyet Müdürlüğü şimdiki yerinde, hem de yola beş metre mesafede yapılmazdı. O gün bu tartışmalar olsaydı, Valilik binası da yola bu kadar yakın yapılmazdı. Yine yapılmasının üzerinden on yıl geçmesine rağmen bugün ek hizmet binasıyla gündeme gelen adliye binası farklı şekilde planlanabilirdi. Aynı şekilde, bulunduğu bölgenin araç yoğunluğunu ve otopark sorununu artıran Defterdarlık binası da farklı bir yerde yapılırdı.

Demek ki o günün idarecileri bu tartışmaları istememiş. Demek ki o günün idarecileri, karar verme konumunda olan isimleri bir masa etrafında toplayıp konuyu istişare etme gereği duymamış. Hatta muhtemeldir ki o günün idarecileri, bu kurumların yapacağı hizmet binalarının ne yerinden ne de konumlarından haberdar olmuş. Bunları gündemine alma gereği bile duymamış, fuzuli görmüş.

O günün yöneticileri ya emlak işlerine merak salmış, ya bugün ortalık yerlere saçılan ticari bir partner arayışına girmiş ya da kendi aleyhinde yazı yazan gazetecileri, yasal izin olmadan ilgili kuruma verdiği talimatla hukuksuz ve kanunsuz şekilde dinletmiş; elde ettiği özel hayata dair dinleme kayıtları ve bilgileri de devletin resmî yayın organlarında çalışan şahıslara aktarmış. Tabii onlar da bunu, fısıltı gazetesi aracılığıyla yaymanın hazzını yaşamış.

Ve bunların hepsi bu şehirde olmuş, bu şehirde yaşanmış; üstelik devletin temsilcilerinin başrolde olduğu bir süreçte.

Oysa şimdi şehrin valisi, herkesin valisi ve devletin temsilcisi olmanın en güzel örneklerini veriyor. Diğerlerinin esamesi okunmazken, şehir bugün ortak akılla ve sadece şehir için atan bir yürekle yönetiliyor. Ve kazanan Elazığ oluyor.

Yazarın Diğer Yazıları