Herkesin farklı yorumlar yaptığı Gülistan Doku soruşturması ile ilgili Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral da konuştu ve dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Soruşturmanın eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğluna uzandığını ifade eden Saral, "Maalesef bulgular bu cinayeti Tuncay Bey'in oğlunun işlediğini işaret ediyor" dedi.
Tüm Türkiye’nin nefret ve öfke ile takip ettiği Gülistan Doku davasının Elazığ’daki yansıması ise evlere şenlik bir durum.
Kamu görevini yine kamu görevlilerine verdiği kanunsuz emirlerle kötüye kullanıp Gülistan Doku cinayetinin failini bulmak yerine tam tersi katili saklamak ve faili meçhuller kategorisine sokma adına talimatlar veren dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Elazığ’da bir otelde yakalanmıştı.
Neden Elazığ’daydı sorusuna her ne kadar eşi Elazığlı gibi bir gerekçe öne sürülse de ve yine otelde başkasının ismiyle konaklamadığı, kayınvalidesinin evinde kaldığı, otele ise oğlunun avukatı ile görüşmek için gittiğine yönelik akla ve mantığa zarar yorumlar yapılsa da suçunu bilen ve her an yakalanma ihtimali olan bir adam, kayınvalidesinin evinde kalacak kadar aptal olabilir mi?
Elbette değil. Birileri ülkeyi yasa boğan ve devlete karşı güveni yerle bir eden Valinin yanlışlar zincirine karşı vicdani bir kin ve nefret duyarken, gencecik kızın, kendi oğlu tarafından öldürülmesi ve sonrasında soruşturmayı devletin emniyet, sağlık gibi önemli kurumlarını da alet ederek cinayeti örtbas etmeye çalışan bir vali var ortada. Ve yine bu cinayeti oğlunun Gülistan Doku’nun kafasına sıkarak öldüren bir vali oğlu var ortada.
Tüm bunlar göz önünde dururken ve ülke bu adilikleri konuşurken, birilerinin masum gösterip “otelde kalmıyordu, oğlunun halini psikolojisini sormak için oğlunun avukatıyla otelde görüşmeye gitmişti” gibi masumlaştırılan, valiyi bırakan ve bizimle uğraşan meslektaşlarımıza ne demeli?
Suçumuz neymiş? O göklere çıkardıkları katil oğlanın vali babası Tuncay Sonel’in kayıp Gülistan Doku’ya ait sim kartını alması için görev verdiği ve bu eyleminden dolayı “yağma” suçuyla tutuklu Ferhat Hanedan Güven’in Haber Ayrıntı Gazetemizde köşe yazarı olmasıymış.
Vali Sonel'in Doku ailesinden sim kartı almakla görevlendirilen Ferhat Hanedan Güven’in bu eyleminin asıl suçlusu Vali sorgulanmazken, gazetemizde yazdığı köşe yazıları en ağır hatta vatana ihanet seviyesinde suç olmuş birilerinin gözünde. Bu nedenledir ki yazıları kaldırmıyorum ki birileri algıyı hemen başka yöne çekip darbuka def çalmasın!
Neyi saklamaya çalışırlar, neyi perdeleyip hedef şaşırtmak isterler bilmeyiz ama bildiğimiz şu ki biz sizin gibi sözde ve söylemde milliyetçi ve vatansever değiliz beyler. Bizi kimseyle karıştırmayın. Duruşumuz her zaman nettir. Aslında sizler bunu dilinizle söyleyemeseniz bile vicdanınızın iç sesi bunu sizlere net haykıracaktır.
Bizimle derdiniz ne ise açıkça söyleyin. Harbice gelin bize, dolaylı söylemeyin. Deyin ki sizi bundan dolayı sevmiyoruz, sevmeyeceğiz. Eyvallah deriz. Kaldı ki kimse kimseyi sevmek zorunda da değil. Ama herkes kendisini haksız ithamlara karşı savunmak zorunda.
Evet, Ferhat Hanedan Güven gazetemizde yazılar yazmıştır. Savcılık bizi çağırsın ve “bu ismi size kim köşe yazarı olması için tavsiye etti?” diye sorsun biz hepsini tek tek sıralarız. Korkarız ki bu liste bizim tatlı su milliyetçisi kardeşlerimizi çok utandırır!
İkincisi gazetemizde köşe yazısı yazan şahsın 2013 yılında ve açılım sürecinde,“bu barış sürecini vali de kaymakam da engellemeye kalksa karşısında dururuz” diyerek devlet yöneticilerine yönelik tehdit içerikli sözlerini bizler de ilk defa herkes gibi sizlerle beraber gördük ve izledik...
Bu sözleri bizlerin kabul etmesi elbette mümkün değil. O dönem açılım sürecine ve resmi devlet anlayışıyla denk düşse de bu cümleler yanlıştır ve asla kabul edilemez. Ancak bu şahsın 2013 yılında söylediğini bugün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli başta olmak üzere söylemeyen kaldı mı? Aman ha terörsüz Türkiye yolculuğumuza bir halel gelmesin diye tüm devlet yöneticileri, valiler, kaymakamlar özen göstermiyor mu? Devlet Bahçeli, kurucu önder ile başlayan cümlelerinde süreçte terörist başını muhatap alınmasını, gerekirse İmralı’ya kendisinin gideceğini söylemiyor mu?
Yav beyler siz bırakın bu ayakları da açıkça bize olan kin ve nefretininiz sebebini mertçe söyleyin ve kurtulun!
Ortada vahim bir cinayet, bu cinayeti işleyen bir vali oğlu ve bunu 6 yıldan beri örten bir vali varken siz yine sizin toz kondurmadığınız cenahın tavsiyesi, referansı ve “kefili benim” diyerek köşe yazması ricasında bulunan adamlar varken siz bizim köşemizle uğraşıyorsunuz ve bu yönünüzle gerçekten de gazetecilikte değil ama manipülasyonda tarih yazıyorsunuz.
Peki, bizi hedefe koyan ve sabah akşam terör örgütü güzellemesi yapanlara ne demeli? Can Dündar ve Erk Acarer gibi vatan hainlerinin programına bizimle alakalı bilgileri servis eden bir gazeteci müsveddesi bizim milliyetçiliğimizi sorguluyor. Güler misin ağlar mısın?
Şehrimizdeki konumu ve misyonu ile bilinen ve dokuz yerden kovulan bir yarım akıllı da bunu matah bir şeymiş gibi yayınlıyor. İşin asıl ve en ilginç tarafı ise bize saldıran bu iki cenahın geçmişten beri birbiriyle hasım ve davalık olmaları. Artık nasıl bir kin ve nefretse söz konusu biz olduğumuzda düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesine sığınılıyor.
Asıl soruşturmayı, vahşice işlenen bir cinayeti ve bunu saklamayı, yok sayıp görmezden gelen kişileri ve olayın kendisinden zerre cümle edemeyip, olayların merkezindeki Valiyi pamuklara sarıp “kaynanasında kalıyordu” gibi masum göstermeye çalışan anlayış ve zihniyetleri ve bunlara sahip olan kişileri kendi iç çatışma, yaşadıkları travma ve ulaşamadıkları hedeflerin hırslarıyla baş başa bırakıyorum.
Ha bu arada, soruşturmanın savcısından davet bekliyorum. Çağırsın ve “Ferhat Hanedan Güven’in gazetenizde köşe yazması için kimler ricacı oldu” diye sorsun. Bu cinayetin aydınlatılmasında bir katkımız olursa bundan onur ve gurur duyarız. Yeter ki karanlıklar çıksın aydınlığa. Ama tüm karanlıklar...