Serkan GÜRTÜRK

HIRSIZLIĞIN PARTİSİ OLMAZ!

Serkan GÜRTÜRK

Türkiye yine çok ağır bir tartışmanın içerisinde.

Son günlerde fon soruşturması kapsamında eski Bakan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi hakkında gündeme gelen iddialar, ardından Kaya’nın siyasi görevlerinden istifa etmesi ve mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin sürecin başlatılması, meselenin artık yalnızca siyasi polemik sınırlarında değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.

Yaşanılan bu olumsuzluk yalnızca bir kişinin, bir partinin veya bir siyasi dönemin meselesi değildir.

Hırsızlığın partisi olmaz!

Yolsuzluğun mezhebi olmaz!

Rüşvetin ideolojisi olmaz!

Kul hakkının siyaseti olmaz!

Kim milletin parasına, devletin imkânlarına veya kamu gücüne haksız şekilde el uzatıyorsa, kim olduğuna bakılmaksızın hesabını vermelidir...

Cumhurbaşkanı Erdoğan Fatma Betül Sayan Kaya ile ilgili olarak net konuştu.Her kim olursa olsun gereken yapılacaktır diye!

Adalet Bakanı Akın Gürlek'te Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarını destekler nitelikte paylaşım yaptı!

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de fon soruşturmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, iddiaların araştırılacağını, usulsüzlüklerin ortaya çıkarılacağını ve yanlış yapanların hukuk önünde hesap vereceğini söyledi. İşte şimdi mesele bu sözlerin ne kadar kararlı ve kapsamlı biçimde hayata geçirileceğidir.

Çünkü vatandaş artık şunu soruyor:

“Soruşturma gerçekten herkese mi uzanacak?”

Eğer bir siyasi partinin mensubuysa başka, muhalifse başka; bürokratsa başka, sıradan vatandaşa başka hukuk uygulanırsa, toplumun adalete olan güvenini yeniden tesis etmek mümkün değildir.

Bugün CHP içerisindeki herhangi bir yolsuzluk iddiasının üzerine gidilmesini isteyenler, aynı hassasiyeti AK Parti içerisindeki iddialar için de göstermek zorundadır.

Aynı şekilde AK Parti içerisindeki bir soruşturmayı savunanlar da CHP'deki iddialar karşısında aynı hukuk standardını savunmalıdır.

Çünkü adalet, taraf tutmaz!

Son günlerde fenomenlerin, sanatçıların, iş insanlarının veya organize suç yapılanmalarıyla ilişkilendirilen kişilerin mal varlıkları, hesapları ve ilişkileri mercek altına alınabiliyorsa; siyasi gücü, makamı veya çevresi bulunan kişiler için de aynı hukuk işletilmelidir.

Burada asıl mesele birkaç kişinin mal varlığına tedbir konulması değildir.

Asıl sorulması gereken sorular şudur:

Bu servet nasıl oluştu?

Bu para nereden geldi?

Kim, hangi bağlantıyla zenginleşti?

Devlet gücü bu süreçlerde kullanıldı mı?

Siyasi nüfuz ekonomik çıkar sağlamak için kullanıldı mı?

Varsa kamu görevi ile özel kazanç arasında bir bağlantı kuruldu mu?

Bunların tamamı belgeleriyle ortaya konulmalıdır.Ve eğer ortada suç yoksa, insanlar aklanmalıdır!

Eğer suç varsa, makamına, soyadına, siyasi bağlantısına, ekonomik gücüne bakılmaksızın gereği yapılmalıdır!

İşte devlet olmanın gereği budur.

Vatandaş siyasetçiye oy verirken yalnızca bir koltuk vermiyor.

Ona bir emanet veriyor.

Kendi vergisinin, kendi alın terinin, çocuklarının geleceğinin, ülkesinin kaynaklarının emanetini veriyor.

Siyasetçiden beklenen de bu emaneti kendi çevresini zenginleştirmek için değil, millete hizmet etmek için kullanmasıdır.

Son yıllarda toplumda en fazla konuşulan meselelerden biri de bazı siyasetçilerin, yakınlarının ve çevrelerinin kısa sürede elde ettiği ileri sürülen büyük ekonomik güçtür.

Burada söylentiyle hüküm verilmemeli.

Ama belirginleşen servet artışları da “ne güzel zenginleşmişler” denilerek geçiştirilmemelidir.

Devletin görevi araştırmaktır!

Vatandaşın görevi ise sormaktır!

Basının görevi de soru sormaktan korkmamaktır!

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey siyasi tarafgirlik değil, şeffaflıktır!

Birileri çıkıp “Bizim partiden olursa sorun yok” diyemez.

Bir başkası “Karşı partiden olursa sonuna kadar soruşturulsun” diyemez.Bu anlayış Türkiye'yi daha fazla kutuplaştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz.Çünkü bugün başkasına uygulanan haksızlık yarın dönüp sizin kapınızı çalabilir.

Adalet bir gün herkese lazım olur.

Türkiye'nin ekonomik sıkıntılarla mücadele ettiği, insanların geçim derdine düştüğü, gençlerin gelecek kaygısı yaşadığı bir dönemde kamu gücünü elinde bulunduranların toplumdaki güven duygusunu koruması gerekir.

Ülke; şiddet, uyuşturucu, aile içi sorunlar, boşanmalar, ekonomik sıkıntılar ve toplumsal umutsuzluklarla mücadele ederken siyasetçinin önceliği kendi makamı, çevresi ve kişisel çıkarı olamaz!

Bu ülke uğruna can veren şehitlerimizin hakkı vardır...

Bu topraklar için mücadele eden ecdadımızın hakkı vardır...

Sabahın erken saatinde işine giden işçinin, tarlasına giden çiftçinin, dükkânını açan esnafın, çocuğunu okutmaya çalışan annenin-babanın hakkı vardır!

Ve bütün bunların üzerinde kul hakkı vardır.

Artık toplumun görmek istediği şey göstermelik birkaç işlem değildir.

Gerçek bir soruşturma istiyoruz,Gerçek bir denetim istiyoruz,

Gerçek bir hesaplaşma değil, gerçek bir hesap verme düzeni istiyoruz.

Kim suçluysa ortaya çıkarılsın!

Kim masumsa aklansın!

Kim haksız kazanç elde ettiyse hesabını versin!

Kim devletin gücünü kendi çıkarı için kullandıysa hukuk önünde karşılığını görsün!

Ve bu yapılırken siyasi parti rozetleri kapının dışında bırakılsın!!!

Çünkü Türkiye'nin artık ihtiyacı olan şey birbirini suçlayan siyasetçiler değil, aynı hukuk karşısında hesap verebilen siyasetçilerdir.

Vatandaşın devlete güvenmesi için önce devletin adaletine güvenmesi gerekir.

Bunun yolu da bellidir:

Kim olursa olsun…

Nereye uzanırsa uzansın…

Kimin kapısına dayanırsa dayansın…

Eğer ortada suç varsa üzerine gidilsin.

Çünkü devlet güçlüdür.

Ama devletin gücü, güçlülerin yanında durmak için değil;

haklının hakkını korumak içindir.Ve artık milletin görmek istediği tek şey şudur:

ADALETİN GERÇEKTEN HERKESE EŞİT OLDUĞUNU GÖRMEK...

Gerisi siyasetin gürültüsüdür!

 

Yazarın Diğer Yazıları