Serkan GÜRTÜRK

Artık tedbir zamanı!

Serkan GÜRTÜRK

Bir haftadır hepimizin içini yakan bir olayın acısını konuşuyoruz.

Manisa’da bir okulun yakınında meydana gelen silahlı saldırıda öğrencilerin yaralanması, hepimizi bir kez daha aynı soruyla karşı karşıya bıraktı: Biz çocuklarımızı nasıl koruyacağız?

Çocuklarımızın okul yolunda, eğitim yuvalarının çevresinde böylesine ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalması, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken toplumsal bir sorunun göstergesidir.

Peki biz buraya nasıl geldik?

Çocuklarımızı yalnızca okula göndererek görevimizi tamamladığımızı mı düşünüyoruz?

Onlara tablet, telefon, bilgisayar verip dünyayı avuçlarının içine bırakırken, o dünyanın içerisinde neyle karşılaştıklarını gerçekten biliyor muyuz?


Bugünün çocukları artık sadece evde, okulda ve mahallede yetişmiyor. Sosyal medya platformları, video içerikleri, oyunlar ve dijital dünyanın kontrolsüz alanları çocuklarımızın karakter gelişiminde ciddi bir etkiye sahip.

Şiddetin sıradanlaştırıldığı, silahın ve saldırganlığın özendirildiği, kötü davranışların normalleştirilebildiği içeriklerle karşılaşan çocuklarımızın ne kadarını takip ediyoruz?

Kaç anne baba, çocuğunun hangi sosyal medya hesabını kullandığını biliyor?

Kimlerle konuştuğunu, ne izlediğini, hangi içeriklerden etkilendiğini biliyor?

Sorun sadece eğitimli aile ya da eğitimsiz aile meselesi değildir. Bugün sosyal ve ekonomik olarak farklı birçok aile aynı tehlikeyle karşı karşıya.

Çünkü dijital dünya artık kapımızı çalmıyor!

Doğrudan çocuklarımızın odasına giriyor!

Ve biz bazen aynı evin içerisinde çocuklarımızla iletişim kuramaz hale geliyoruz.

Çocuklarımızın matematiğe, fiziğe, tarihe elbette ihtiyacı var. Ama bundan daha fazlasına ihtiyaçları var.

Ahlaka, vicdana, merhamete, sorumluluk duygusuna, doğru ile yanlışı ayırt edebilmeye ve en önemlisi ailesiyle konuşabilmeye...

Çocuğumuz bir problem yaşadığında ilk olarak ailesine koşmuyorsa burada hepimizin kendimize sorması gereken sorular vardır.

Çocuklarımızın odasına girip "Derslerini yaptın mı?" diye sormak yetmez.

"Bugün nasılsın?"

"Canını sıkan bir şey var mı?"

"Kimse seni üzdü mü?"

"İnternette ne izliyorsun?"

"Birileri senden bir şey saklamanı istedi mi?"

diye de sormamız gerekiyor.

Çünkü çocuklarımızı sadece büyütmek yetmez.

Onları anlamak zorundayız!

Okullarımıza güvenlik görevlisi koymak elbette önemlidir. Ancak güvenlik yalnızca okulun kapısında duran bir personelden ibaret değildir.

Okulun çevresi güvenli mi?

Öğrencilerin geliş-gidiş güzergâhları kontrol ediliyor mu?

Okul çevresindeki riskler düzenli olarak analiz ediliyor mu?

Güvenlik personeli yeterli eğitimden geçirilmiş mi?

Kriz anında ne yapacağını biliyor mu?

Bunların tamamı sorgulanmalıdır.

Artık olay olduktan sonra tedbir alan değil, olay olmadan önce riskleri gören bir anlayışa ihtiyacımız var.

Çünkü güvenlik, "Bir şey olursa müdahale ederiz" anlayışı değildir.

Güvenlik, bir şey olmaması için önceden çalışmaktır.

Manisa’daki olayda kullanılan silahla ilgili ortaya çıkan bilgiler de ayrıca üzerinde durulması gereken önemli bir noktayı gündeme getiriyor.

Bir çocuğun ulaşabileceği yerde silah bulunduruluyorsa bunun sorumluluğu kime aittir?

"Silah benim değildi."

"Ben kullanmadım."

"Benim haberim yoktu."

gibi gerekçelerin çocuklarımızın hayatından daha değerli olmaması gerekir.

Av tüfeği, tabanca veya başka bir ateşli silah...

Silah evdeyse sorumluluk da evdedir.

Silahın güvenli şekilde muhafaza edilmesi yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluktur.

Bu konuda mevzuatın, denetimlerin ve yaptırımların yeniden ve bütüncül biçimde ele alınması gerekiyor.

Çünkü bir evlat kolay yetişmiyor.
Bir tetiğin arkasında bir ailenin yıllarca verdiği emek var.Bir kurşunun önünde ise bir çocuğun bütün hayatı duruyor.

Artık hepimizin sorumluluk alması gereken bir noktadayız.
Aileler daha fazla ilgilenecek.Okullar daha fazla takip edecek.Güvenlik birimleri okul çevrelerini daha etkin denetleyecek.Kamu kurumları riskleri önceden tespit edecek.

Çocukların dijital dünyadaki güvenliği konusunda daha etkin mekanizmalar oluşturulacak.

Ve en önemlisi, bir olay yaşandığında birkaç gün konuşup sonra unutmayacağız.

Çünkü unutursak aynı acıyı başka bir şehirde, başka bir okulda, başka bir ailenin kapısında yeniden yaşayabiliriz.

Devletin görevi yalnızca olaydan sonra soruşturma yapmak değildir!

Devletin görevi, vatandaşının ve özellikle çocuklarının güvenliğini mümkün olduğunca olay gerçekleşmeden önce sağlamaktır.
Kamu kurumları artık günü kurtaran değil, sorunu kökten çözmeye odaklanan bir anlayışla hareket etmelidir.
Bugün çocuklarımızın elinden tutmazsak yarın onların peşinden koşmak zorunda kalabiliriz.
Bugün telefonlarının ekranına bakmazsak yarın hayatlarının karanlık tarafıyla karşılaşabiliriz.

Bugün silahı güvenli şekilde muhafaza etmezsek yarın bir çocuğun hayatını kaybetmesinin hesabını hiçbir cümleyle veremeyiz.

Bugün okul çevresini denetlemezsek yarın "Nasıl oldu?" diye sormanın hiçbir anlamı kalmayabilir.

Artık bahaneye değil, tedbire ihtiyacımız var.
Söze değil, uygulamaya ihtiyacımız var.
Tabela güvenliğine değil, gerçek güvenliğe ihtiyacımız var.

Çocuklarımızın elinden telefonu tamamen almak belki mümkün değil.

Ama onlara doğruyu yanlıştan ayırmayı, şiddeti reddetmeyi, merhameti, ahlakı, sorumluluğu ve insan hayatının değerini öğretmek hepimizin görevi.

Ve artık çocuklarımızın ellerimizin arasından kayıp gitmesine seyirci kalamayız.
Kamu kurumları, aileler, eğitimciler ve toplum olarak hep birlikte kendimize çekidüzen vermenin zamanı geldi.

Çünkü kaybedecek tek bir çocuğumuz bile yok!

Yazarın Diğer Yazıları