Serkan GÜRTÜRK

25 Yıllık İktidarın En Zor Sınavı: Güven

Serkan GÜRTÜRK

AK Parti 25. kuruluş yıl dönümünü kutluyor.

25 yıl, bir siyasi parti için azımsanacak bir süre değil. Bu süre içerisinde Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal hayatında önemli değişimler yaşandı. AK Parti iktidarlarının hakkını teslim etmek gereken çok sayıda icraatı var. Savunma sanayisinde atılan adımlar, ulaşım yatırımları, sağlık sistemindeki dönüşüm, altyapı hamleleri ve daha birçok alanda gerçekleştirilen çalışmalar Türkiye'nin son çeyrek asırlık hikâyesinde önemli bir yer tutuyor.

 

Bunları görmezden gelmek gazetecilik değildir.

 

Ama gazetecilik, yapılanları alkışlamak kadar yapılmayanları, yanlışları ve bozulmayı da söyleyebilmektir.

 

Bugün AK Parti'nin 25. yılını konuşurken sadece “Neler yaptık?” sorusunu sormak yetmez. Asıl sorulması gereken şudur:

 

“Nerede yanlış yaptık?”

 

Çünkü bugün vatandaşın önemli bir bölümünün ekonomi, adalet ve eğitim konusunda ciddi bir güven problemi yaşadığı gerçeğini artık görmezden gelmek mümkün değil.

 

Ekonomide vatandaşın alım gücü zorlanıyor. Eğitim sistemine ilişkin ciddi soru işaretleri var. Adalet konusunda ise toplumun önemli bir kesiminde “Hakkımı ararsam karşılığını bulur muyum?” endişesi oluşmuş durumda.

 

Bir iktidarın karşı karşıya kalabileceği en tehlikeli sorunlardan biri budur.

 

Güven kaybı.

 

Çünkü güven bir kere sarsıldığında, yapılan en büyük yatırımın bile anlatılması zorlaşır.

 

Fakat AK Parti açısından daha büyük bir sorun var.

 

Partinin adıyla, liderin adıyla, davanın adıyla hareket edip aslında kendi çıkarını ve menfaatini önceleyen insanlar...

 

Bunlar siyasetin en tehlikeli tipleridir.

 

Çünkü muhalif değillerdir. Tam tersine, görüntüde en sadık isimlerdir. En önde dururlar, en yüksek sesle konuşurlar, en fazla sloganı onlar atarlar. Ama mesele makam, mevki, ihale, nüfuz, kişisel ilişki veya siyasi hesap olduğunda başka bir fotoğraf ortaya çıkar.

 

İşte bu anlayış AK Parti'ye dışarıdan gelecek bir eleştiriden çok daha fazla zarar veriyor.

 

Çünkü vatandaş kimin gerçekten AK Partili, kimin ise AK Parti'yi kendisi için bir imkân kapısı olarak gördüğünü artık ayırt edebiliyor.

 

Eskiden teşkilat demek; gecesini gündüzüne katan, bayrak asan, kapı kapı dolaşan, vatandaşın derdini dinleyen, seçim zamanı değil her zaman sahada olan insanlar demekti.

 

Şimdi ise bazı teşkilatlarda siyaseti bir dava ve hizmet alanı olmaktan çıkarıp kişisel kariyer basamağına dönüştüren bir anlayışın güç kazandığı yönünde ciddi eleştiriler var.

 

Daha açık söyleyelim:

 

AK Parti'nin en büyük problemi muhalefetin ne söylediği değil, kendi içerisinde kimlerin ne yaptığıdır.

 

Sayın Erdoğan'ın siyasi liderliği üzerinden sürekli argüman üretmek de teşkilat başarısı değildir.

 

Erdoğan'ın adı her seçimde bir sığınak gibi kullanılacaksa, o zaman teşkilatların kendisi neden var?

 

Liderin arkasında fotoğraf vermek kolaydır. Zor olan, liderin söylemini bulunduğun şehirde, ilçede, mahallede ve sokakta gerçekten temsil etmektir.

 

Vatandaşın kapısını çalmıyorsan, vatandaşın derdini dinlemiyorsan, adalet konusunda kafasında soru işareti bırakıyorsan, liyakat konusunda torpil iddialarını bertaraf edemiyorsan, sadece Erdoğan'ın adını kullanarak siyaset yapamazsın.

 

Bu, teşkilatçılık değil; liderin siyasi gücünden nemalanmaktır.

 

AK Parti'nin bunu artık açıkça görmesi gerekiyor.

 

Bir başka kritik başlık da “Terörsüz Türkiye” sürecidir.

 

Türkiye'nin terör belasından kurtulmasını elbette hepimiz istiyoruz. Ancak bu kadar kritik bir mesele, siyasi sloganlarla geçiştirilemez. Süreç son derece dikkatli, kontrollü ve şeffaf biçimde yürütülmeli; devletin güvenliği, milletin hassasiyetleri ve Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları hiçbir siyasi hesabın önüne geçirilmemelidir.

 

Burada kimsenin “Ne olursa olsun yeter ki süreç ilerlesin” deme lüksü yoktur.

 

Tam tersine, ne olduğunu, nereye gidildiğini ve Türkiye'nin karşılığında ne elde ettiğini sormak gazetecinin de vatandaşın da hakkıdır.

 

Biz de bu süreci yakından takip edeceğiz.

 

Elbette iyi sonuçlanmasını istiyoruz. Türkiye'nin terörden tamamen kurtulmasını, çocukların artık terör haberleriyle büyümemesini, şehit haberlerinin son bulmasını istiyoruz. Ama temennimiz kadar dikkatimiz de güçlü olmak zorunda.

 

Çünkü devlet meseleleri temenniyle değil, akıl, hukuk, kararlılık ve sağlam bir devlet politikasıyla yürütülür.

 

AK Parti'nin 25. yılı işte tam da bu nedenle bir alkış töreninden ibaret olmamalıdır.

 

25 yılın sonunda parti kendi aynasına bakabilmelidir.

 

Kim nereden geldi?

 

Kim ne yaptı?

 

Kim gerçekten emek verdi?

 

Kim sadece makamın peşinden koştu?

 

Kim parti için çalıştı, kim partiyi kendisi için kullandı?

 

Kim liyakatle görev aldı, kim referansla?

 

Kim milletin yanında oldu, kim milletin üzerine çıktı?

 

Bu sorular sorulmadan yapılacak her 25. yıl kutlaması eksik kalacaktır.

 

Ben bir gazeteciyim.

 

Doğru yapılanın hakkını teslim ederim. Savunma sanayisinde yapılanı da yazarım, sağlıkta yapılan reformu da, ulaşım yatırımlarını da.

 

Ama yanlış gördüğümde de susmam.

 

Çünkü gazetecilik bir siyasi partiye alkış tutmak değildir.

 

Gazetecilik gerektiğinde iktidarın yüzüne gerçeği söyleyebilmektir.

 

Bugün AK Parti'nin ihtiyacı, kendisine her söylediğini alkışlayan insanlar değildir.

 

İhtiyacı olan; yanlışını söyleyebilen, gerektiğinde itiraz edebilen, makam için değil dava için orada duran samimi insanlardır.

 

Çünkü bir siyasi partiyi dışarıdan gelen eleştiriler değil, içeride büyüyen liyakat sorunu, çıkar ilişkileri, kibir ve samimiyetsizlik çökertir.

 

25 yıl önce “adalet” diyerek yola çıkan bir hareketin bugün en çok adalet konusunda konuşuluyor olması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir çelişkidir.

 

25 yıl önce “millet” diyerek yola çıkanların bugün milletten uzaklaşma riskini görmemesi ise daha büyük bir tehlikedir.

 

AK Parti için artık geçmiş başarıları anlatma zamanı kadar, kaybettiği güveni yeniden kazanma zamanıdır.

 

Bunun yolu da çok açık:

 

Daha fazla adalet.

Daha fazla liyakat.

Daha fazla samimiyet.

Daha az kibir.

Daha az çıkar ilişkisi.

Daha çok millet!

 

25. yılın gerçek anlamı, kaç yıl iktidarda kalındığı değil; iktidarın millete ne kadar sadık kalabildiğidir.

 

Ve bugün AK Parti'nin kendisine sorması gereken en zor soru belki de şudur:

 

“Millet hâlâ bize güveniyor mu?”

 

Bu sorunun cevabı, 25. yıl kutlamalarındaki bütün sloganlardan daha değerlidir bence!

Yazarın Diğer Yazıları