Yöresel Yemekler Yöresel Lezzetler
Oya Orhan
Lobik çorbasını bilen var mı? Önce lobik ne demek onu araştırayım ve anlatayım, Biyoloji bölümünü bitirmeminin işe yaradığı bir yer buldum sonunda, bu lobik bitkisinin kökenini araştırdım ve üniversitedeki bilgilerime geri döndüm lobik bitkisidir bilimsel adı
Börülce (Vigna unguiculata), baklagiller (Fabaceae) familyasından fasulyeye benzer bir tarım bitkisi. Taze fasulye şeklinde yemekleri yapılabileceği gibi salata olarak da tüketilebilir. Afrika kökenli bir üründür.
Börülce 2n=22 kromozomludur. İyi gelişmiş kazık bir köke sahiptir. Tek yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları üç yaprakçıktan oluşan bileşik yaprak şeklindedir. Çiçekler yaprak koltuklarından çıkar. Börülce tohumlarının meyveye bağlandığı yerde renkli halkası vardır. O yüzden bir adı da karnıkaradır. Protein ve lif bakımından zengindi. Bu börülce bitkisine biz lobik demisiz, Biraz daha araştırdım lobiye ( lovye ) Farsça kokeninden geliyormuş, fasulye demekmiş.
Ah bizim bu yoresel ağzımız çok güzel değil mi lovye nedir lobik demişler daha sempatik değil mi?
Çocukken annen yapardı, soğuk kış günlerinde şimdi bizler yapıyoruz ama Tek farkı ben satın alıyorum lobiği annemler eskiden köyde ekip, biçip tohumunu kendi çıkarıyorlarmış. Anneannem tabi yerli lobiği bilir. Ben de buğda meydanının yolunu tuttum yerli lobik almak için. Dediler hasat zamanı Eylül- Ekim. tamam deyip bekledim o sıra zarfında tabi başka bakliyat türleri de pişirip yedik. Onları da size sonra anlatırım ama bunlardan bir tanesi mıhaşer(mıkaşer) olduğunun altını cizeyim...
Yerli lobik için buğda meydanının yolunu su yolu ettim. En sonunda yerli lobik budur dediler benim gördüğüm beyazımsı, yerli lobik biraz esmerdi. Çocukluğumda ki o lezzeti tekrar bulabilir miyim deyip evin yolunu tuttum, tencerenin dibinde soğaraç yaptım tabi soğaracın tarifini de verecem.
Tavada soğanı, tereyağında kavurup salça koyduk mu oldu sana soğaraç. Eskiler zar demişler Soğanı tüm atnaktansa gelin kavurup biraz salça ile renklendirelim olmuş size soğaraç. Ben bir çimdik(kırtik) de şeker ekliyorum soğaraca öyle de yiyilebilir. konu dağıldı sanki hemen lobik çorbasıni anlatayım soğaracımız oldu mu içine lobik ve dövmeyi koyup karıştırdım, tabi tereyağı olmazsa olmazımız. Bir iki kaynar getirip tüpün küçük tarafında pişmeye bıraktım, tuzunu da pişmeye yakın atarım genelde. Neden mi annem derdi dırğamasın bu kelimeyi de açıklayacam tabi tuz sertleştireceği icin bakliyatları sert kalıp pişmezse dırgadı denir. Tabi annem de annesinden duymuş yada kaynanasından.. bir de yemek pişerken siz de yemekle pişeceksiniz derdi annem. Yemeğin lezzeti ordan gelir derdi. Lobik yapmayı annemden öğrendim yıllar sonra Elazığ yöresel yemek yarışması olduğunu duyunca çok merak etmiştim. Elazığ 6.kitap fuarına denk geldiği için başvuruyu yapamayacağımızı düşünmüştüm . Başvurular yarın son diyince bir şansımızı deneyelim dedik aradık belediyeyi yarın son gelip başvurmanız gerekli dediler. kitap fuarına biraz geç gelip gidip formu doldurmanız gerekecekti. Bir koşturma, bir telaş okuyucular, imza günleri, 'Bir Kedim Olsa" kitabım yeni çıkmış, "Annemin Masalları"(çocuk edebiyatına katkısından dolayı ödül alan ) kitabı derken Nida Hanımı bir kez daha aradık "Yüreğime Notlar" kitabının yazarı Sıla Nur Yıldırım ile o da annesi adına aradı yemek yarışmasını, Nida hanım "Ben kitap fuarına geleceğim, gelince konuşuruz" dedi Biraz içimiz rahat etti persembe gününün sonuna doğru Aysun hanımla (Sıla Nur Yıldırım ın annesi) yarışmaya katılmadan heyecan başlamıştı. Kitap fuarında Telmih Yayınevinin yazarlarının söyleşileri oluyordu o gün de Ekrem Katı yazarımızın söyleşisi vardı. Topluca ona katıldık derken telefonum sessizde yanıp sönmeye başladı telefon elimde nidayemek diye kaydettiğim Nida Hanım arıyor. Güzel bir söyleşiye tekrar dönmek ümidiyle çıktım. Nida Hanım kitap fuarında görevli olduğunu söyledi bizim standı ziyaret edeceğini ve başvuru formlarının da yanında olduğunu söyleyince uçarak stanta geldim. Aysun hanımla beraber formu doldurduk ben maş çorbası ve lobik çorbası Aysun Hanım da Harput köfte ve eşgene (işgene) ile katıldı. Tatlı da ise halbur(kalbur) tatlısı ve dilber dudağı tatlısı vardı. Nida hanıma da teşekkürü unutmayalım. " İyi şeyler yapınca tüm evren sizin için çalışırmış" diye bir cümle okumuştum. Yarışma başvurusunu yaptıktan sonra tekrar söyleşiye katılmak için toplantı salonuna geçtim. Aralık ayının ilk günleri bizi yoğun bir tempo daha bekliyordu. İki elemeden gececektik. Birinci elemede maş çorbası, ikinci elemede de lobik çorbasını yapacaktım. Evde annemden öğrendiğim ve kendi el lezzetimle bir de sevgimizi ve ruhumuzu katarak bu çorbaları bir de yarışmada yapacaktık. Tenceremizi, bıçağımızı, kaşığımızı, sunum tabaklarımızı alıp gittik yarışmaya malzemeler hazır bizi bekliyordu. Pembe puantiyeli mutfak önlüğümü giydim başıma bone getirmeyi unutmuştum. Ne yapacağız derken boğazıma bagladığım siyah beyaz puantiyeli fuları başıma bağlayıp başladık yemek yarışmasına. Biz yemek yaparken kanal 7 nin "Dikkat Ayvaz Şef Çıkabilir" program sunucusu da ordaydı. Ben sogaracı yaparken elinde kağıtlar soru soran bir beyefendi geldi küncülü içli köfteyi sordu . Ben de anlatmaya başladım, bazı püf noktaları vardı. Mesela küncü macun gibi olmayacak az çekilmiş olacak diye anlatırken, kaburga dolmasını sordu onu da etin mühürlenmesinden bahsederek bizim bilgimizi ölçtügünü anladım. Yemek yaparken temzlik, düzen, sıfır atık, lezzet konularından da notlarınızı alıp bir saat içinde maş çorbasını yaptım. Tabi orda edindiğimiz dostluklar da benim için bir kazanımdı. Çorbanın içindeki soğanın büyüklüğü, kavrulması, tadı, tuzu derken yemekler tadıldı. Yemek yarışmasında fotoğraflarımızı gören günay arkadaşım beni aradı sen kitap yazıyordun, yemek yarışması nerden çıktı diyince yemek kitabımı bu yıl çıkaramadığımı, Unutulmaya yüz tutmuş yemeklerimizi yazacağımı anlattım. Bu yarışma da yemek kitabımda yazacağım bir anı olarak kalacaktı. Bir kaç gün sonra yemek yarışmasından sorumlu Nida Hanım beni aradı birinci elemeyi geçtiniz diyince o kadar kişinin arasından seçilmek mutlu etmişti . Maş çorbası artık ünlü olmuştu yemeği yapıp arkadaşlarımı çağırıp lezzetini tattırıyordum. Derken ikici eleme için heyecanlı bir bekleyiş başladı. Lobik çorbasını yapıp yarısma öncesi Günay arkadaşımı da çağırıp ikram edip, yarışmayı merakla beklemeye başladık. Yarısma günü lobik çorbasıni yapmaya başlarken İstanbuldan ünlü jüri üyeleri de bizimle mutfaktaydı, Esra Tokelli, Ceyda Özdemirli engin bilgilerini bizimle paylaştılar, her zamanki gibi bizim temizligimize, sıfır atığımıza bakıp not verdiler bir bayan sunumda domatesi dilimledi tabağın kenarına bıraktı, ona çiğ domatesin tabakta olmayacağını biraz soteleyip süs yaparsa daha iyi olacağını söyledi. Bir de öğrendiğimiz şeylerden biri de sunumun sıcak olması gerektiği çorba olduğu için sıcak servis etmek gerektiğini anlattı porselen kase de soğuyacaktı çorba, nasıl yapacağız diye düşünürken karşımdaki bayan tencerenin kapağına kaseleri dizdi ve buharda kaseler ısındı ve çorba servis edilirken sıcak olmuştu. Ceyda Özdemirli jürimiz bakınız iyi fikir diyince evde ben de pilav soğumasın diye kaynayan tencerenin kapağını ters cevirip üzerine bıraktığımı hatırladım bu usul benmari usulünün benimce haliydi. Bir kez daha biyoloji bölümünu okudugum aklıma geldi orda da labratuvarda deney yaparken benmari usulü ile eritme, ısıtma işini yapıyorduk. Lobik çorbası pişerken bir yandan da bilgi almaya devam ediyorduk. Köz yaparken kiraz ağacının közü et pişirirken tercih edilir diye bir bilgi duydum. Kiraz ağacı közü bir başka lezzet katıyormuş ete ve bunlar gibi bir cok bilgi öğrenmiş olduk. Annemin meşe külünün üzerinde yaptığı köfteyi hatırladım. Köfteyi direk o közün üzerinde pişiriyormuş. Artan ateşleri de degerlendirip tepside börek pişirmede de kullanırmış. Artan közü tepsinin altına serip üzerine saç kapatıp üzerine tekrar sıcak közü bırakıp hem altı pişiren hem üstü pişiren bir düzenek kurmayı bilen annelerimiz atalarımız, Daha neler öğretecekti gelecek kuşaklara... Ben de bunları aktarmak ve bu bilgilerin kaybolmasın diye can kulağı ile dinliyordum. Yarışma esnasında çokça bilgi öğrendik. Sıra servise gelmişti ben de annemden kalma bakır bir sunum tabağıyla sunum yaptım. Hem çorba soğumasın hem de eskileri yad edeyim dedim sunum tabağım çorba koymak için biraz yüzlekti yani derin değil. Jürinin önünde çorbamizi sunarken bu tabak biraz derin olsaydı dediler. Tencernin üzerinde kaseleri ısıtan teyze ikinci oldu ben de jüri özel ödülü ile adadan ayrıldım. Yarışmanın sonuçları açıklanırken bize de katılım belgesi verdiler. Dedik üçüncü bile olamadık derken jüri özel ödülü aldığımızı duyunca ne kadar mutlu olduk.. Kaç kez daha kaçıncı olma hayaliyle mutlu olacaktık bilmem ama o heyecan, o mutluluk herşeye değerdi. Yemek kitabımda yazacağım bir anı olarak kalacak ve sonsuza dek unutulmayan bir hatıra olacaktı.
Jüri özel ödülümüzle eve dönerken maş çorbası ve lobik çorbasının yemek kitabımda özel bir yeri olacağını şimdiden düşündüm. Daha nice unutulmaya yüz tutmuş yemeklerimiz var yazılmayı bekleyen. Tarifleriyle hikayeleri ile anıları ile şimdiden ne çok yemek ve tatlı aklıma geliyor yazmak için. Unutulmaya tutmuş tatlar, lezzetler rayihaları ile anlatılmayı bekliyor. Yokluk zamanında yapılan bir çorbayı anlatmak, bir çorbadan öte özlerimize dönüşümüzdü. Ekmek yapılırken buğdayı sırtında değirmene taşıyan dedem, halburda unu eleyip yoğuran nenem, tandır başında elleri yanan bibim, ocak yakmak için dağda odun toplayan gakkom nerdesiniz...!
Bir görseniz biz ekmeği kolaylıkla alıyoruz, heryer ekmek dolu, doktorlar ekmek yemeyin diye bağırıyorlar , çöplerin kenarları ekmek dolu.. çünkü elleri yanarak yapılmadı o ekmekler çünkü, değirmende un öğütülmedi çünkü.... Artık şimdi kuraklık var eski degirmenler dönmüyor, Ninelerimizin, annelerimizin el lezzeti yok diyoruz. Biz o ekmeğe saygılı olmadık, tadını kaçırdık, bayatlayan ekmeği yumurtaya bulayıp kaygana yapan, kuru ekmekleri eşgene yapan, papara yapan atalarımız nerdesiniz...! Kendimize gelmek için kaç çöpün kenarına atılmış ekmek parçası göreceğiz daha.. ah kuru ekmekleri toplayıp kuşlar yesin diye duvar kenarına koyan çocukluğumuz , üç kere öpüp başımıza koyduğumuz nimetlerimiz. Elimizi uzatsak iyilik güzellikken bu varduymazlık neden. Eski babaanne anneanne yemeklerine dönerek onların hatıralarını yad edip, sağlıklı bir yaşama ne dersiniz. Unutulmuş yemeklerin gün yüzüne çıkması dileğiyle...