KÜRESEL SİSTEMİN YENİ GERÇEKLERİ
Galip Önlü
Dünyanın dört bir yanından gelen haber başlıklarına baktığınızda, resmi rakamların söylediği o tek bir ürkütücü gerçekle karşılaşıyorsunuz: Dünya genelinde şu an tam 130 aktif çatışma var ve insanlık tarihinin en yüksek zorunlu göç oranları yaşanıyor. Ancak Batı medyasının ve Washington koridorlarının bize izlettiği pembe barış senaryoları ile sahadaki sert gerçekler artık birbirini tutmuyor.
Ekranlarda sürekli Amerikan seçimleri öncesi Donald Trump’ın hazırlattığı iddia edilen barış planları konuşuluyor. Moskova’ya giden özel temsilciler, Orta Doğu için çizilen yeni haritalar, İsrail’i koruma altına alıp İran’ı çevreleme vaatleri… Peki, bu planlar neden tutmaz? Çünkü ABD bugün kendi evinde, kendi ordusunda ve kendi ekonomisinde öyle bir idari ve askeri kriz yaşıyor ki, bırakın dünyayı yönetmeyi, Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliği bile sağlayamıyor. Nitekim Basra Körfezi'ni ve Orta Doğu’daki ticaret merkezlerini güvenli liman yapma vaadi çöken Washington’ın bu garantörlüğü artık kâğıt üzerinde bir hayalden ibarettir.
Bakınız, ABD Savaş Bakanlığı Pentagon’da son birkaç haftada yaşananlar bile süper gücün omurgasındaki çatlakları göstermeye yeterdir. Hava savunma füzeleri ve mühimmat stokları tamamen eriyen Pentagon, bilgi sızıntılarını tespit etmek için tam 50 üst düzey askeri yetkilisini yalan makinesine bağlamak zorunda kaldı. Aynı Pentagon, savunma şirketlerine yazı yazıp "Bize 21 gün içinde ne kadar mühimmat üretebileceğinizi bildirin" diye talimat geçiyor. İçeride ise Biden döneminde vurulan Kovid aşıları nedeniyle 9 bin asker ordudan istifa etmiş durumdaydı; bugün askeri doktorlar aşı kaynaklı 28 askerin öldüğünü açıkça teyit etti ve 2.544 vaka hâlâ soruşturuluyor. Ülkede galonu 5.28 dolara çıkan benzin, Adalet Bakanlığı’nın eyaletlere "göçmenleri bildirin yoksa yardımı keseriz" tehditleri ve Z kuşağının %40’ının sanal bahislere batmış olması, çökmekte olan bir içyapının resmidir.
Sadece ABD mi? "Üzerinde güneş batmayan imparatorluk" diye bilinen İngiltere, bütçesizlikten dolayı önümüzdeki hafta Galler’de yapacağı askeri tatbikatı iptal etti. Kara Kuvvetleri'ndeki eğitimli asker sayısı 70 binin altına düşen İngiltere, bugün Londra sokaklarında turistlerin lüks saatlerini kapkaççılara kaptırdığı ve asayişini sağlayamadığı bir ülkeye dönüştü. Almanya’da ise halk, ucuz Rus enerjisinden mahrum bırakıldığı ve sanayisi battığı için eyalet seçimlerinde radikal sağcı AfD partisine yöneliyor. AfD’nin çıkıp "Geleceğiz, okullardan LGBT bayraklarını söküp Alman bayrağı asacağız, Rusya ile barışıp ucuz gaz alacağız" demesi, Avrupa’nın kendi içinde nasıl bölündüğünün en somut kanıtıdır. Estonya Savunma Bakanı’nın sipariş ettiği 70 milyon avroluk top mermilerinin arızalı çıkması yüzünden istifa etmesi de cabası.
İşte tam bu alacakaranlık ortamında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO ile dev yatırım bankaları Goldman Sachs ve JP Morgan üst üste uyarılarda bulunuyor. Sadece Ağustos ayında tahıl fiyatları %2,2, şeker fiyatları ise kuraklık yüzünden %22 arttı. Yaklaşan El Niño dalgası ve kuruyan nehirler nedeniyle bu sonbaharda dünya devasa bir gıda ve lojistik kriziyle yüzleşecek.
Sonuç olarak;
Burada mesele Türkiye’nin tek başına dünyayı yönetecek bir küresel süper güç olması elbette değildir. Ekonomik kırılganlıklar ve küresel bağımlılıklar ortadayken böyle bir hamaset gerçekçi de olmaz. Ancak mesele şudur: ABD ve Batı bloğu artık sahadaki maliyetleri tek başına taşıyamıyor, masa başı senaryoları çöküyor. Türkiye ise coğrafi konumu, askeri caydırıcılığı, gıda koridorlarındaki kilit rolü ve Mekke Savunma Anlaşması gibi bölgesel hamleleriyle onsuz denklem kurulamayacak bir kilit taş haline gelmiştir. Önümüzdeki dönemi dünyayı yönettiğini iddia edenlerin masa başı planları değil; sahadaki lojistiği, gıdayı ve kendi güvenliğini yöneterek oyunda vazgeçilmez kalan bölgesel aktörler şekillendirecektir.