ABD'NİN SINIR OYUNU
Galip Önlü
Değerli arkadaşlar son dönemde Doğu Akdeniz ve Orta Doğu denkleminde kartlar yeniden karmaşıklaşıyor. İran ile yaşadığı krizde askeri ve stratejik yollarla istediği sonucu alamayan, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi yönetmekte zorlanan ABD yönetimi, bir kez daha klasik yaptırım politikalarına sığınma eğiliminde duruyor.
Amerikan Hazine Bakanlığı’ndan gelen son açıklamalar, İran’a karşı ağır yaptırımların devreye sokulacağını gösteriyor. Ancak bu kararların ötesinde, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren çok daha kritik bir süreç şekilleniyor. Ben iddia ediyorum ki önümüzdeki süreçte ABD yönetimi, Türkiye’ye İran ile olan Kara Sınırını kapatmasını söyleyecek. Bu sürecin o noktaya gideceğini düşünüyorum. ABD yönetimi kendi gücünün yetmediği noktalarda, İran’a kara sınırı bulunan müttefik ülkeler üzerinden baskı kurmayı hedefleyecek. Bu stratejinin merkezindeki iki ana hedef ise Türkiye ve Pakistan.
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde vaatlerin yerine getirilmediği zaten sır değildir.. F-35 programı konusunda Türkiye’nin sergilediği haklı beklentilere karşı Washington kanalından somut bir adım atılmış değil.
Gündeme getirilmek istenen asıl talep ise son derece net: ABD; Türkiye ve Pakistan’a şunu söyleyecek: "İran ile olan kara sınırını kapatın ve ticari ilişkileri dondurun."
Ancak böyle bir talebin Türkiye ekonomisine maliyeti göz ardı edilemez. Türkiye’nin İran’a gerçekleştirdiği ihracatın yaklaşık yüzde 90’ı karayolu üzerinden sağlanıyor. Yıllık 150 milyar Türk Lirası’nı bulan bu ticaret hacmi, bölgedeki yüzlerce KOBİ ve üretici için hayati önem taşıyor. İşin enerji boyutunda ise Türkiye, petrol ihtiyacının önemli bir bölümünü bu kanaldan karşılıyor. Sınırın kapatılması, Türkiye’yi maliyeti çok daha yüksek olan alternatif kaynaklara yönelmek zorunda bırakacak ve bu durum iç piyasada ciddi bir fiyat baskısı yaratacaktır.
Türkiye bu filmi geçmişte Irak Savaşı döneminde de izledi. O dönemde verilen vaatlere rağmen, bölgesel ticaretin kesilmesi Türkiye ekonomisine kriz ve kısıtlamalar olarak geri döndü. Bugün de benzer bir senaryo Türkiye’nin önüne konmak istenmektedir.
ABD’nin bu süreçte pazarlık masasına koymayı planladığı unsurlar çok açıktır: F-35 teslimatları ve KAAN projesinin ilk aşamasında kullanılması planlanan Amerikan menşeili motorlar...
Türkiye’nin sınır talebini reddetmesi halinde motor tedarikinde aksamalar yaşanabileceği bir baskı unsuru olarak gündeme getirilebilir. Ancak Türkiye, bu tür kısıtlamalara karşı kendi yerli motor projesini hızlandıracak ve savunma sanayi bağımsızlığını pekiştirecek kapasiteye sahiptir.
Türkiye jeopolitik konumu gereği; Boğazlar, Hava Sahası ve Doğu Akdeniz’deki dengeler açısından hiçbir gücün kolayca gözden çıkaramayacağı bir ağırlığa sahiptir. Washington ya da Avrupa merkezli olası hoşnutsuzlukların, Türkiye’nin bu stratejik gücü karşısında kalıcı bir yaptırıma dönüşmesi kolay değildir.
Özetle; Türkiye’nin kendi ekonomik çıkarlarını ve ticari sürdürülebilirliğini ABD’nin bölgesel planlarına feda etmesi düşünülemez. Sınır kapılarının kapatılması talebine karşılık Ankara’nın vermesi gereken yanıt açık bir "Hayır" olmalıdır ve mevcut jeopolitik gerçekler de bunu zorunlu kılmaktadır.
Ki zaten Ankara’nın bu talebe “Hayır” diyeceğine inanıyorum.
Türkiye, karşılığında F35 uçaklarının tamamen kaybedileceğini anlasa bile bu rica kesinlikle “Hayır” olarak cevaplanmalıdır.