Ferhat Hanedan Güven

Ülkem Bedenimdir, Bayrak Ruhumdur

Ferhat Hanedan Güven

Bugün Tunceli’den kaleme aldığım bu yazının mürekkebi emektir. Bu satırlar, alın teriyle yoğrulmuş bir ruh hâlinin, yaşanmışlığın ve hafızanın ürünüdür.

Diyap Ağa’nın vakur duruşuyla yazıyorum. Seyit Rıza’nın Birinci Dünya Savaşı yıllarında, yöre anlatılarında ve yerel hafızada yer eden; Erzincan ve çevresinde Rus işgaline karşı sergilediği cesaretle yazıyorum.

Nupelda ve Ayaz kardeşlerin, Necmettin Öğretmenin; it’e, köpeğe teslim olmayan Munzur’un Mutluluğuyla; Celil adına, bir güneş gibi doğup Yılmaz adına yazıyorum. Yavuzların, Cengizlerin, Aydınların, Ahmetlerin, Yiğitlerin gücüyle yazıyorum.

Bayrağımız, şehidimizin bize bıraktığı en kutsal emanettir; gazimizin dudaklarından eksilmeyen duadır. O al bayrak, yalnızca rüzgârda dalgalanan bir kumaş değil; bu milletin kanla, sabırla ve inançla yazdığı tarihin özetidir. Bayrak dediğimizde; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarken yüreğinde taşıdığı istiklal kararlılığı, Fevzi Çakmak’ın cephelerdeki dirayeti, Kazım Karabekir’in yetimlere uzanan merhameti, Nene Hatun’un dondurucu soğukta yanan cesareti ve adı bilinen ya da bilinmeyen nice Cumhuriyet kahramanının fedakârlığı vardır.

Âşık Sefai mahlasıyla bilinen Ayhan Akyüz’ün dizeleri, bayrağın yalnızca bir sembol olmadığını; hafıza, aidiyet ve onur taşıdığını hatırlatır:

“Bayraksızlar bayraksızlar

Yere düşse bayrak sızlar

Nerden bilsin kıymetini

Soysuz sopsuz bayraksızlar”

Bu dizelerde bayrak, incinse bile susmayan bir vicdan gibidir. Çünkü onun ardında şehit kanı, anaların duası ve bin yıllık bir millet hafızası vardır. Bayrağın kıymetini bilmemek, basit bir cehalet değil; köksüzlüktür.

Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiridir. Bu şiirde bayrak; yalnızca bir sembol değil, tarih karşısında şahidimiz, milletin sırdaşı, onurumuzun adı ve karanlık zamanlarda yolumuzu aydınlatan bir güneş olarak vücut bulur. Şairin dizelerinde bayrak, milletin sesiyle konuşur; acıyı da direnişi de aynı vakarla taşır.

Yine İstiklal Marşımızın “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl” dizesi, bayrağı toprağın değil; milletin yüreğinin üzerine diker. O bayrak yere düşmez; düşürülemez.

Türk bayrağı, Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan 15 Temmuz’a uzanan çizgide; direnişin, fedakârlığın ve bağımsızlığın ortak adıdır. Her kırmızısında bir bedel, her beyazında bir inanç vardır. Bu millet bayrağını yalnızca resmî günlerde değil; acıda, sevinçte, sokakta ve cephede taşır. Çünkü bayrak,  namusumuzdur.

Şehit Murat Akman’ın son mektubu bu hakikatin en sade örneklerinden biridir. O satırlarda ne öfke vardır ne pişmanlık; yalnızca vatana sadakat, bayrağa bağlılık ve vakur bir teslimiyet vardır. Şehitler ölümü değil; bayrağın yere düşmemesini düşünerek yürürler.

İşte bu yüzden bayrağa uzanan her el, yalnızca bir sembole değil; Çanakkale’de yarım kalan dualara, Sakarya’da toprağa düşen canlara uzanmış olur. Karayılan yamalı, Kandil dikişli hiçbir yapı bu topraklarda  tamda bundan dolayı meşruiyet bulamaz. Dün Kobane bahanesiyle sokakları ateşe verenler, bugün Rojava söylemiyle aynı kirli senaryoyu yeniden sahnelemektedir. Ancak bu millet artık bu oyunu tanımaktadır.

Ne pahasına olursa olsun; huzurun, istikrarın ve ortak geleceğin teminatı olan Terörsüz Türkiye iradesi sokak provokasyonlarıyla boğdurulamaz. Bayrağımıza el uzatanlar şunu iyi bilmelidir: Bu millet, bayrağını da devletini de piyonlara feda edecek kadar hafızasız değildir. Ve bugün Türkiye Yüzyılının cemresi “ Cumhur İttifakı” bu oyunu kuranlardan daha güçlüdür. Çünkü piyonlar emperyalizme Cumhur ise Milletine hizmet eder.

Ve son sözü Mehmet Âkif Ersoy söyler. İstiklâl Marşı bir şiir değil; bir millet yeminidir:

“Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.”

Bu söz hâlâ geçerlidir.

Bu bayrak inmez.

Bu millet diz çökmez.

Güneşin aydınlatamadığı toprakları Ay Yıldız ile aydınlatanlara selam olsun. Ve bilinsin ki, Nusaybin–Kamışlı sınır hattında PKK/YPG–SDG yandaşlarının sergilediği bu alçak ve akılsız tutumları unutmayacağız. Bayrağımıza saldıran kişi ve kişiler bir bütün hepimize saldırmış. Bu satılık zihniyete karşı en büyük ve güzel cevap Çanakkale misali yeniden tarih yazmak olacaktır ve bu tarihte mürekkebi alınteri olarak şanlı Ordu ile yazılıyordur, yazılacaktır.

Ortadoğu’dan yükselen kısık sesi yer gök duyacak ve kazanan Türk Devleti ile mazlum halklar olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları