Saç Örgüsü, Terör Düğümü Olamaz
Ferhat Hanedan Güven
Anneler vardır; “Çocuğumun saçının bir teline zarar gelsin, dünyayı yakarım” diyen…
Ve anneler vardır; çocukları Avrupa’da, üniversite sıralarında, Maldivler’in kıyılarında hayat kurarken, başkalarının çocuklarının saçına terörü, savaşı, kini ve intikamı örer. Kendi evladını koruma konforu içinde büyütürken, başka anaların yüreğine ateş düşürmeyi meşrulaştırır.
Saç örgüsü bir ideolojinin, bir örgütün ya da güncel bir sloganın değil; Türk tarihinin binlerce yıllık mirasıdır. Orta Asya bozkırlarında at koşturan savaşçı Türklerin yalnızca kılıçları değil, kimlikleri de mezar taşlarına kazınmıştır. O taşlarda, güç ve asaleti simgeleyen saç örgüsü dahi işlenmiştir. Bu bir moda değil; bir hafıza, bir köktür.
Bugün “kadın” ve “demokrasi” söylemleriyle ortaya çıkanlar, bugün “jin jiyan azadî” diyerek özgürlük nutukları atanlar; dün neredeydi? YPG/PKK’nın silah gölgesinde, tehdit ve korkuyla susturulan coğrafyalarda sözüm ona “aydın” olanlar neden karanlığa gömülmüştü?
Özgürlük, yalnızca işinize geldiğinde mi hatırlanan bir kelimedir?
Şehit Aybüke Yalçın öğretmen, öğrencilerine umut olmaya çalışırken katledildiğinde bu sloganları duyan oldu mu?
Şehit Bedirhan bebekle birlikte annesi Şehit Nurcan Karakaya alçakça şehit edildiğinde, hangi meydanda “kadın yaşam özgürlük” diye haykırıldı?
Ama terör örgütünün kadın bombacısı Zeynep Kınacı’nın mezarı başında bu sözlerin yankılandığını gördük, duyduk. Çifte standardın, vicdan kaybının, ahlaki çöküşün resmi tam da budur. Masum kadınlar, bebekler, öğretmenler söz konusu olduğunda susanlar; terörün vitrini hâline getirilmiş figürler için bir anda yüksek sesle “özgürlük savunucusu” kesiliyor.
Saç örgüsü bu topraklarda bir simgedir; sabrın, direncin, onurun izidir. Ona silahın gölgesini düşürmeye çalışanlar, aslında kendi vicdanlarındaki düğümü gizlemeye çalışır. Bir çocuğun saçına nefret örülüyorsa, orada ne özgürlük vardır ne de gelecek. Bu millet bilir: Saç örgüsü bir mirastır; terörün düğümü olamaz.