Bahaddin Yeşilkaya

COĞRAFYANIN MUKAYESE ÇIKMAZI

Bahaddin Yeşilkaya

Yeryüzü tanımında bilinen bir gerçek vardır ki, o da coğrafyanın olmazsa olmaz olmasıdır.

Zira coğrafyalar, üzerinde bulundurduğu her ne varsa, tanımını ait olduğu yerden aldığını söylersek, öyle

inanıyorum ki, hiçte abartmış olmayız.

Çünkü yeryüzünde var olan tüm ülkelerin eğitim kitaplarında milletlerin ait olduğu coğrafyalar zaten ders olarak

okutulmaktadır.

Ortalama bir insan üç aşağı beş yukarı bu bilgilere vakıf olduğunu biliyoruz.

Tabii ki, bizim tam olarak bilmemiz gereken coğrafyanın kendisi değildir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz,

yeryüzündeki bu her bir farklı coğrafyalarda yaşayan milletlerin var olduğu tarih itibarıyla edindikleri alışkanlıklar ve

yaşanmışlıklar üzerinden kendilerini tanımlamış olmaları.

Coğrafyaları doğu- batı olarak ayırırsak eğer, bulunduğumuz coğrafya ya da doğu toplumları, edinmiş olduğu

alışkanlıkları daha bir olmazsa, olmaz haline dönüştürdüklerini görüyor olmamızın olması.

Bu alışkanlıklar, kimi zaman bir sembol (dini, milli…), kimi zaman bilgelik (bilgiçlik taslama) kimi zaman bir renk ya

da renkler (kıyafet, ziynet.), kimi zaman uzun ya da kısa (boy, pos…), kimi zaman fiziki davranışlar (hal, hareket…),

kimi zaman folklorik yaklaşımlar, kimi zaman varlık ya da servet (mal, mülk…) ve de kimi zaman mantalite bakış

açıları (sabiteler ve düşünce dünyası) üzerinden coğrafya insanının kimliğini ve kişiliğini tanımlanmasında başat ve

en belirleyici rol oynamaktadır.

Ne yazık ki, coğrafyamızda bu negatif alışkanlıklar ya da kompleksler batı coğrafyasına göre çok daha belirgin ve

baskındır

Tabii ki, bahse konu olan tüm bu kişilik vasıflar, meşru daire içinde olmasında ya da kalmasında hiçbir beis yoktur.

Ancak edinmiş olan bu alışkanlıklar, eğer bir farklılık değil de bir nispet yapılmaya dönüşürse, o zaman bir sorun

var demektir.

Yani kişi bulunduğu cemiyet ya da toplumda, sahip olduğu alışkanlığı farklı bir konumlandırma yaparsa, çevre ile

arasında bir mukayeseye sebebiyet vermiş olur ki, böyle bir durumda herkes herkesle bir yarış içinde sonu bitmeyen

ve de olmayan bir yola girmiş olur ki, toplum ve cemiyetin dikiş tutmayan bir girdabın, bir bumerangın içine sokması

kaçınılmaz bir son olur demektir.

Zira bu türden kişilikler bu hastalıklı anlayış biçimiyle hayat bulmakta ya da öyle zannedilmekte.

Buna devlet ricalinde bulunanlar da dahildir.

Hâlbuki bu coğrafyanın kahır ekseriyeti mensup olduğu İslam dinin hiçbir yerinde gösteriş, fiyaka ya da hava atmak

yoktur.

Bilakis tevazu olmazsa olmazdır ve de insanı insan yapan en üst mertebedir.

Fakat bu ve benzeri hastalıklara duçar olmuş ya da yakalanmış olan cemiyet ya da milletler, mutlaka tarihsel bir

arka planı ve de kök nedeni vardır.

Biz işin o tarafında değiliz.

Çünkü biliyoruz ki, ateşin olmadığı yer de duman olmaz.

Ancak her hastalıkta olduğu gibi rehabilitasyonlar ya da tedaviler kaçınılmazdır.

Bütün bir mesele toplumu ve milleti zehirleyen bu hastalıktan nasıl ve hangi yol ve yöntemlerle kurtulabilir olmasıdır

Batı coğrafyası ya da toplumları bu hastalığı veya illeti bile bildiğimiz kadarıyla rasyonaliteyi kullanarak kurtulmayı

başardığını görüyoruz.

Çünkü biliyoruz ki; batı son asra kadar insanlık adına her türlü diskriminasyonu ve hatta derebeylikle kolini ve klenler

döneminde vahşeti yaşayarak ve yaşatarak, gelmiştir.

Ancak bu asırda nispi miktarda bulundukları coğrafyada daha bir ehlileşme dönemine girdiklerini görüyoruz.

Bizim coğrafyaya göre cemiyet hayatları nispeten bu abartıdan daha uzak, gösteriş ve fiyakanın daha az olduğunu

görmekteyiz. Buna ben Almanya da Üniversite yıllarımda kaldığım on sene süresince gördüm ve şahit oldum.

Bizim de içinde ve üzerinde bulunduğumuz coğrafya bu hastalıklı hayat tarzından uzaklaşabilir.

Yeter ki, biz coğrafya olarak kendi medeniyet değerlerine geri dönmek için irade koyalım.

Çünkü un var, şeker var ve yağ var. Yani maya tamam.

Eksik olan tek şey var o da; bismillah deyip işe koyulmak.

Aksi taktirde; Mukayese Hayat, münferit bir ego tatmini olsa da, aslında cemiyetleri ve toplumları tahrip ve yok eden

bir büyük veba hastalığıdır. Vesselam.

Yazarın Diğer Yazıları