Bahtsız Bir Kuşak
Bahaddin Yeşilkaya
Kuşak demek, periyot demek, nesil demek, jenerasyon demektir.
Kuşağın tek bir muhatabı varsa o da insandır.
İnsan hayatının tamamı bir ömürdür.
Ortalama ömür de birden fazla evredir, evrelerdir.
Bu evrelerin her birinde farklı yaşanmışlıklar vardır.
Bu yaşanmışlıkların her birinde edinmiş tecrübeler, birikim ya da dersler vardır.
Edinmiş olan bu tecrübeler, toplanmış olan birikimler, alınmış olan bu dersler, sonraki kuşaklara
aktarmak için kimi zaman bir yol haritası, kimi zaman bir rehber, kimi zaman sonraki nesiller için bir
ufuk, bir vizyondur.
Yaşadığımız son bu asrın yani on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın bir kuşağı olarak ortalama bir insan
ömründe önceki dönemlerde ya da kuşaklarda olması mümkün olmayan gelişmelerle muhatap kalması,
hakikaten normal bir insanın bunun üstesinden gelmesi, gelebilmesi, buna dayanması, dayanabilmesi,
akıl karı olmadığına şahit oluyoruz.
Çünkü biz tarihten biliyoruz ki; gelişme sürecinde insanlık, son iki yüzyıl öncesine kadar karınca
yürüyüşü mesafesinde ilerleme ya da değişimler kat edebilmiştir.
Yine şuradan biliyoruz ki, sanayi devrimi öncesi insanlık tıpkı üç bin yıl belkide beş bin yıl öncesine kadar
sosyal ve iktisadi hayatta her ne yaşıyor idiyseler, bu yüzyılın başlarına kadar üç aşağı beş yukarı bu
toplumsal hayatı yaşayarak, ömürlerini geçiriyorlardı.
Zira insanoğlu, bu yüzyılın başına kadar yer yüzünün hemen hemen tüm coğrafyalarında çarık giyerek,
tarım aleti olan karasabanı kullanarak ve hayvan işgücünden yararlanarak günlük hayatlarını idame
etmişse, aralarındaki savaşlar meydanlarda kılıç kalkan, az sayıda top ve tüfekle olmuşsa, bunun tek bir
anlamı vardır o da; kendinden önceki kuşaklarla yaşadıkları arasında pek bir farkının olmadığıdır.
Yani kuşaklar arasında adaptasyon yok denecek kadar azdı.
Bir önceki kuşakla, sonraki kuşak arasında pek uyumsuzluk yoktu.
Alışkanlıklar ve kültürel kodlar hemen hemen aynıydı.
Ancak bu yüz yılda, hele hele on dokuzuncu yüz yılın yarısından sonra ve ikinci dünya harbinin son
bulmasıyla insanlık, tarihte eşi benzeri olmayan hızlı teknolojik gelişmeler ve değişimler karşısında,
normal insan aklı havzalısı idrak etmekte bile gerçekten aciz kalmaktadır.
Çünkü sosyal hayat dersen, öyle bir hayattan söz etmek neredeyse yok gibi, hatta gibi bile fazla.
Geçmişten eser kalmamış, formatlanmış yep yeni bir kuşak sanki.
Ha keza İktisadi enstrümanlar da öyle.
Neredeyse tüm bir hayat sanal dünyaya taşınmıştır.
Dijital mecralar insan oğlunu esir almıştır.
Fiziki ortamlarda nereyse yeller esmekte.
Hal bu olunca; bu yüz yılda, önceki dönemlerin bir parçasını yaşamış olan bir kuşağın, bu ışık hızında
olan değişimleri sindirebilmesi, kavrayabilmesi, adapte olabilmesi ve buna ayak uydurabilmesi
hakikaten öyle dışardan göründüğü gibi hiç mi hiç kolay değildir.
Böyle bir kuşak tüm bu olağan üstü hızlı değişimlere maruz kalıyor olması, bana göre ayakta kalması
bile bir mucizedir.
Bu kuşağa söylenecek tek bir laf, o da; tüm bu baş döndürücü yenilikler, onun bir bahtı olsa gerek.
Bu bahtın adı acaba bahtsızlık mı?
Ya da tam tersi?
Varın siz karar verin