Elazığ'ın Yeraltı Zenginliği Neden Hâlâ Beklemede?
Elazığlı bürokrat Ali Dursun Er, Elazığ'ın sahip olduğu maden potansiyelinin yeterince değerlendirilememesine dikkat çekerek, şehrin yeraltı zenginliklerinin hem bölge hem de ülke ekonomisi için büyük bir fırsat sunduğunu ifade etti.
Doğu Anadolu'nun kalbinde, Fırat Nehri kıyısında yer alan Elazığ, yeraltı kaynakları açısından Türkiye'nin en şanslı illerinden biri olarak öne çıkıyor. Kromdan bakıra, kurşundan çinkoya, demirden manganeze ve mermer yataklarına kadar birçok stratejik madeni bünyesinde barındıran Elazığ, bu yönüyle adeta keşfedilmeyi bekleyen bir hazine görünümünde.
Özellikle Guleman bölgesi, uzun yıllardır krom üretimiyle anılırken, bu rezervlerin Türkiye ekonomisine ve ihracatına ciddi katkılar sunabilecek düzeyde olduğu biliniyor. Ancak tüm bu potansiyele rağmen, Elazığ'ın maden varlığı istenilen ölçüde ekonomiye kazandırılamıyor.
Yatırım eksikliği, planlama yetersizliği ve kapsamlı çalışmaların yapılmaması nedeniyle milyonlarca dolarlık rezervler toprak altında atıl halde bekliyor. Uzman değerlendirmelerine göre, Elazığ'ın yeraltında bulunan bakır ve diğer maden rezervlerinin toplam değeri on milyarlarca doları buluyor. Doğru bir yönetim anlayışıyla bu kaynakların, ülke ekonomisinde önemli bir denge unsuru olabileceği ifade ediliyor.
Tarihi süreçte Maden ilçesinde bakır üretimiyle başlayan madencilik faaliyetleri, Keban'da gümüş ve kurşunla devam etmiş köklü bir geçmişe sahip. Ancak bugün gelinen noktada Elazığ, bu mirasın çok gerisinde kalmış durumda.
Jeolojik araştırmaların yetersizliği, yeni rezervlerin modern yöntemlerle tespit edilememesi ve mevcut işletmelerde yaşanan sorunlar, sektörün önündeki en büyük engeller olarak gösteriliyor. Son yıllarda Maden ilçesinde hafriyat dökümleri nedeniyle artan heyelan riski, bazı mahallelerin tahliye edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalması ve alınan tartışmalı önlemler de bu sorunların somut örnekleri arasında yer alıyor.
Geçmiş yıllarda yaşanan göçükler ve iş kazaları ise, madencilikte iş güvenliği ve denetim konularının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Plansız ve kontrolsüz faaliyetler, çevre sorunlarını beraberinde getirirken, bölge halkının da mağdur olmasına yol açıyor.
Bu tablo, yalnızca Elazığ'ın değil, Türkiye'nin genel kalkınma hedeflerinin de zarar görmesine neden oluyor. Oysa madencilik sektörü, doğru planlama ve sürdürülebilir bir anlayışla ele alındığında istihdamı artıran, bölgesel kalkınmayı destekleyen ve ekonomiye güçlü katkılar sunan bir alan olarak öne çıkıyor.
Bugüne kadar 'maden zenginliklerini değerlendireceğiz' söylemleri sıkça dile getirilse de sahada, şehir ekonomisinde ve istihdamda gözle görülür bir değişim yaşanmadığına dikkat çekiliyor. Çalışma koşullarının yetersizliği, işçi haklarına dair tartışmalar ve çevre koruma tedbirlerinin çoğu zaman uygulamada karşılık bulmaması da eleştirilen başlıklar arasında yer alıyor.
Elazığ'ın, Avrupa standartlarında ve çevreci bir madencilik anlayışıyla faaliyet göstermemesi için hiçbir neden olmadığı vurgulanırken, AR-GE yatırımlarıyla yeni rezervlerin tespit edilmesi gerektiğinin altı çiziliyor.
Elazığ'ın maden potansiyeli, uzun süredir harekete geçmeyi bekleyen büyük bir güç olarak değerlendiriliyor. Bu potansiyelin açığa çıkması için merkezi yönetim, yerel yönetimler ve özel sektörün ortak bir vizyonla hareket etmesi gerektiği ifade ediliyor. İşçi güvenliğinin öncelik olduğu, çevreye duyarlı teknolojilerin kullanıldığı bir madencilik anlayışı hayata geçirilmediği sürece, bu zenginliğin toprak altında kalmaya devam edeceği uyarısı yapılıyor.
Elazığ'ı ve sahip olduğu maden varlığını hak ettiği noktaya taşımak, sadece şehrin değil, ülkenin geleceği açısından da büyük önem taşıyor.