İnsan, yaşamı süresince hatalardan ders alan, yanlışlarla doğruyu tecrübe eden aciz bir varlıktır.
Öyle heybetli görünen adamlar vardır ki, onların yüreklerinde ne fırtınalar kopar, ne tsunamiler deprem yapar.
Dışarıdan bakınca da ne kadar güçlü durur.
Ama içerisi viranedir.
Bazen yaptıklarından pişman olur, bazen kendine yapılanlardan kendisini suçlu bulur.
Aklından kendisine acı veren sahneleri bir film şeridi içerisinde defalarca döner durur. Ahlar, vahlar, eyvahlar.
Kalbinin bir köşesi hançerlenmiş gibi sızım sızım sızlar, dizlerinde derman kalmaz, dilinden kelimeler çıkmaz.
Duygular ise ağır yaralıdır.
Hem de ne ağır.
İşte insan yaşamında çok önemli bir terfi aşamasıdır bu süreç.
Mutlu olmanın, mutlu etmenin; umutlu olmanın, umut vermenin kapısı işte tam burada “kilit bir kelime” ile açılabilir.
“Kendini affetmek”
Kendimizi affetmek, belki de kendimiz için yapabileceğimiz en güzel şeydir.
İnsanın kendisiyle barışık olması, çevresiyle, hayatla ve hatta manevi yaşantısıyla da barışık olmasını sağlar.
Kendini önemsemeyen, önem vermeyen, kendisiyle kavgalı insanın ne kendisine ne de yakın çevresine faydası olur.
Barışık olmayan insan gereksiz insandır. İnsanın kendisini sevmesi, kendisine değer vermesi başkalarının da kendisine aynı duyguları beslemesini sağlayacaktır.
Bir gün bilge bir insana iki soru sormuşlar.
Birincisi; "insanoğlunun seni en çok şaşırtan davranışları nedir ? "
Bilge tek tek sıralamış :
-Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler...
-Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...
-Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yasarlar...
-Hiç ölmeyecek gibi yasarlar. Ancak hiç yasamamış gibi ölürler...
Sıra gelmiş ikinci soruya; " Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış ;
-Kimseye kendinizi "sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye bırakmaktır …
-Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye" ihtiyaç duymaktır.
-Sizi seven çok kişi vardır ama onlar duygularını nasıl ifade edeceklerini bilmeyebilirler...,
-Bazen başkaları tarafından affedilmek yetmez, siz de kendinizi
affedebilmelisiniz”
Aslında bu kıssa, bizlere ne kadar derin ve anlamlı mesajlar veriyor.
Hayata bakış açımız, hayattaki yaşantılarımızın bir açılımıdır.
Kötümser bir pencereden bakılınca her şey ne kadar kötü, iyimser bir pencereden bakınca ne güzellikler, ne iyilikler vardır.
Bakan göz ile gören göz farklıdır derler ya.
Geçmişe yönelik yapılan hatalar ile iyilikler sadece “ders alınabilecek”, “deneyim edinilebilecek” olgulardır.
Yapılan hatalardan dolayı çok büyük sıkıntılara sebebiyet vermek doğru değildir.
Müdahil olamayacağın olaylardan dolayı üzülmek, kendine ceza vermektir.
Eğer, geçmişte kalan şeyi değiştiremiyorsan, oradan edindiğin tecrübeyle geleceği şekillendirmek gerekir.
Yapılan hataları yapmamak, sağlıklı düşünmek için de önce kendini affetmelisin.
Elbette ki burada kendini affetmekten “kibirlenmek-gururlanmak-şımarmak-vurdumduymaz olmak” anlaşılmamalıdır.
Sorumluluk bilinciyle hayat dersinden zayıf kaldığın konulara yeniden çalışmak, daha önceki sınavlarda eksik kaldığın konuları daha detaylı bir şekilde irdelemektir.